Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Modern Panayır: Ramazan'ın Karnavallaşması Üzerine Hüzünlü Bir Düşünce

Hilal, gökyüzünde usulca belirdiğinde, aslında bizi derin bir sükûnete ve içsel bir yolculuğa davet eder. Göklerin bu sessiz işareti, yeryüzündeki telaşımızı bir an olsun durdurmak, nefesimizi dinlemek ve kalbimizin ritmini kainatın ritmiyle uyumlu hale getirmek içindir. Ancak modern zamanlarda bu narin davet, şehrin neon ışıkları ve devasa alışveriş merkezlerinin gürültüsü arasında ne yazık ki kaybolup gidiyor. Ramazan, özü itibarıyla bir eksilme, sadeleşme ve yavaşlama ayıdır. Oruç; insanın sahip olduklarından gönüllü olarak vazgeçerek, varlığın değil, yokluğun öğreticiliğine sığınmasıdır. Fakat günümüzde, bu uhrevi sadeliğin yerini yavaş yavaş, hatta hissettirmeden devasa bir şenlik, telaşlı bir hazırlık ve bitmek bilmeyen bir tüketim coşkusu aldı. Bu dönüşüme öfkelenmek yerine, onu anlamaya çalışmak, sosyolojinin bize sunduğu o şefkatli mercekle olaylara bakmak belki de en doğrusudur. Rus edebiyat kuramcısı ve düşünür Mikhail Bakhtin, insanlığın kültürel tarihini incelerken "K...

Eski Ramazanların Melankolisi: Neden Hep 'Nerede O Eski Günler' Deriz?

Her yıl, hilalin görünmesiyle birlikte sadece oruç değil, tuhaf bir toplumsal melankoli de başlar. Televizyon ekranlarında, iftar çadırlarında veya lüks otellerin yaldızlı salonlarında yankılanan o değişmez nakaratı duyarız: "Nerede o eski Ramazanlar?" Bu cümle, öylesine söylenmiş bir sitemden ziyade, modern insanın içsel bir yarasının, yitirilmiş bir aidiyetin dışa vurumudur. Aslında aranan, geçmişin takvim yapraklarında kalan belirli bir ay değil, o ayın içini dolduran toplumsal ruh halidir. Bugünün Ramazanları, devasa şenliklere, ışıl ışıl mahyalara ve tıklım tıklım dolu iftar sofralarına rağmen birçoklarına 'eksik' gelir. Çünkü kalabalıklar içinde yaşanan bu pratik, bireyin ruhundaki yalnızlığı örtmeye yetmez. Çoğu insan, çocukluğunun o mütevazı ama sıcak sofralarını, bir tepsi pidenin kokusunda birleşen mahalleliyi özler. Bu özlem, basit bir romantizmden ibaret değildir; bilakis, sosyolojik bir gerçekliğin, parçalanan bir toplumsal yapının ağıtıdır. Tam bu noktad...