Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği-19-

En son yayınlar

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği -18-

  Az Bilmenin Derinliği: Yavaş Okuma, Yavaş Düşünme, Yavaş Yaşama Bir insan düşünelim. Masasının üzerinde aynı anda üç kitap açık duruyor. Telefonunda kaydedilmiş onlarca video, bilgisayarında yarım bırakılmış makaleler, not defterinde başlanmış ama tamamlanmamış düşünceler, tarayıcısında açık sekmeler var. Sabah bir düşünürden alıntı okuyor, öğlen psikoloji videosu izliyor, akşam dinî bir sohbet dinliyor, gece yatmadan önce felsefi bir metnin birkaç sayfasını karıştırıyor. Günün sonunda zihni dolu, ama ruhu dağınık. Çok şeye temas etmiş, fakat hiçbir şeyde kalmamış. Birçok kapının önünden geçmiş, ama hiçbirinden içeri girmemiş. İşte modern insanın bilgiyle kurduğu ilişkinin en yorucu biçimlerinden biri budur: Çok görmek, az sindirmek. Çağımız bize sürekli daha fazlasını öneriyor. Daha çok kitap, daha çok içerik, daha çok haber, daha çok yorum, daha çok analiz, daha çok kurs, daha çok video, daha çok paylaşım… Sanki insan ne kadar çok şeye maruz kalırsa o kadar gelişecekmiş gibi bi...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği-17-

  Dinlemek: Bilgeliğin Unutulmuş Kapısı Bir sohbet meclisi düşünelim. Masanın etrafında birkaç kişi oturmuş, herkes bir şey anlatmak istiyor. Biri yaşadığı haksızlıktan söz etmeye çalışıyor, ama daha cümlesi bitmeden diğeri kendi benzer hatırasını anlatmaya başlıyor. Bir başkası bir fikir ileri sürüyor, fakat karşısındaki onu gerçekten anlamak yerine hemen cevap hazırlıyor. Kimi nasihat vermek için bekliyor, kimi düzeltmek için, kimi kendi bilgisini göstermek için, kimi haklı çıkmak için. Herkesin sözü var, herkesin yorumu var, herkesin tecrübesi var, herkesin alıntısı var. Fakat garip biçimde, o kadar konuşmanın içinde gerçek bir dinleme yok. Ses çok, temas az. Cümle çok, anlayış az. Bilgi çok, hikmet az. Çağımızın en büyük yoksulluklarından biri budur: İnsanlar konuşmayı öğrendi, fakat dinlemeyi unuttu. Herkes kendini ifade etmek istiyor. Herkes anlaşılmak istiyor. Herkes fikrinin duyulmasını, acısının görülmesini, tecrübesinin önemsenmesini, bilgisinin takdir edilmesini bekliyor...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği -16-

  Bilimsel Bilgi ve Tevazu: Evreni Anlayan İnsan Kendini Neden Abartır? Bir laboratuvar düşünelim. Masaların üzerinde mikroskoplar, deney tüpleri, ölçüm cihazları, bilgisayar ekranlarında akan veriler, duvarlarda molekül şemaları, bir köşede sessizce çalışan makineler var. Bir araştırmacı, hücrenin içindeki karmaşık düzeni inceliyor. Gözle görülemeyecek kadar küçük bir dünyanın içine bakıyor. Başka bir yerde bir astronom, teleskobun başında milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksileri gözlüyor. Bir fizikçi atom altı parçacıkların davranışını anlamaya çalışıyor. Bir nörobilimci insan beynindeki sinir ağlarını haritalandırıyor. Bilim, insanın önüne hayranlık verici bir evren açıyor. Fakat aynı insan, bu muazzam düzenin karşısında bazen tevazuya değil, tuhaf bir üstünlük duygusuna kapılabiliyor. Evren büyüdükçe insan küçülmesi gerekirken, bazı insanların benliği daha da büyüyor. Bilimsel bilgi, insanlık tarihinin en büyük başarılarından biridir. Hastalıkların tedavisi, teknolojik gel...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği-15-

  Kitaplık ve Karakter: Rafların Söylediği, Hayatın Susturduğu Bir eve girdiğinizi düşünün. Daha kapıdan içeri adımınızı atar atmaz sizi büyük bir kitaplık karşılıyor. Duvar boyunca yükselen raflarda romanlar, felsefe kitapları, dinî eserler, sosyoloji metinleri, tarih ciltleri, şiir kitapları, ansiklopediler, eski baskılar, yeni çıkan kitaplar, altı çizilmiş sayfalar, aralara sıkıştırılmış not kâğıtları duruyor. Kitaplığın önünde insan ister istemez biraz yavaşlıyor. Çünkü kitaplık, bir evin yalnızca eşyası değildir; aynı zamanda ev sahibinin dünyaya nasıl bakmak istediğine dair sessiz bir beyandır. “Bu evde okuma var” der. “Bu evde düşünce var” der. “Bu evde kelimeler, fikirler, hafıza ve anlam arayışı var” der. Fakat biraz sonra evin içine, konuşmaların tonuna, sofranın havasına, aile fertlerinin yüzüne ve ev sahibinin davranışlarına bakınca başka bir soru doğar: Acaba bu kitaplık yalnızca duvarda mı duruyor, yoksa insanın karakterine de geçmiş mi? Kitaplık, insan hakkında çok ş...