- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Her yıl, hilalin görünmesiyle birlikte sadece oruç değil, tuhaf bir toplumsal melankoli de başlar. Televizyon ekranlarında, iftar çadırlarında veya lüks otellerin yaldızlı salonlarında yankılanan o değişmez nakaratı duyarız: "Nerede o eski Ramazanlar?" Bu cümle, öylesine söylenmiş bir sitemden ziyade, modern insanın içsel bir yarasının, yitirilmiş bir aidiyetin dışa vurumudur. Aslında aranan, geçmişin takvim yapraklarında kalan belirli bir ay değil, o ayın içini dolduran toplumsal ruh halidir. Bugünün Ramazanları, devasa şenliklere, ışıl ışıl mahyalara ve tıklım tıklım dolu iftar sofralarına rağmen birçoklarına 'eksik' gelir. Çünkü kalabalıklar içinde yaşanan bu pratik, bireyin ruhundaki yalnızlığı örtmeye yetmez. Çoğu insan, çocukluğunun o mütevazı ama sıcak sofralarını, bir tepsi pidenin kokusunda birleşen mahalleliyi özler. Bu özlem, basit bir romantizmden ibaret değildir; bilakis, sosyolojik bir gerçekliğin, parçalanan bir toplumsal yapının ağıtıdır. Tam bu noktad...