Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği -13-

En son yayınlar

Bilginin Yükü ve Bilgeliğini Hafifliği -12-

 Kişisel Gelişim Rafları: Kendini Geliştirmeden Kendini Beğenmek Bir kitapçı rafı düşünelim. Üzerinde parlak kapaklar, büyük vaatler, iddialı başlıklar var: “Hayatını Değiştir”, “Başarının Sırları”, “Sabah Rutininle Yeniden Doğ”, “İçindeki Gücü Keşfet”, “Ertelemeyi Yen”, “Özgüvenini İnşa Et”, “Zihnini Yönet”, “Duygularına Hükmet”, “En İyi Versiyonun Ol.” Rafın önünde duran insan, elindeki kitabı çevirip arka kapak yazısını okuyor. İçinde bir kıpırtı beliriyor. Sanki bu kitapla birlikte yeni bir hayat başlayacak. Daha düzenli olacak, daha erken kalkacak, daha az öfkelenecek, daha üretken yaşayacak, daha sağlıklı beslenecek, daha güçlü hissedecek, daha başarılı olacak. Kitabı satın alıyor. Eve götürüyor. Birkaç sayfanın altını çiziyor. Sonra kitap diğer kişisel gelişim kitaplarının yanına yerleşiyor. Raf biraz daha doluyor; fakat hayat çoğu zaman aynı yerde kalıyor. Kişisel gelişim kültürünün en cazip tarafı, insana değişimin mümkün olduğunu hissettirmesidir. Bu yönüyle bütünüyle köt...

Bilginin Yükü ve Bilgenin Hafifliği -11-

 Sınavdan Sonra Unutulan Bilgi: Eğitim Sisteminin Büyük Yanılgısı Bir okul koridoru düşünelim. Zil çalmış, öğrenciler sınav salonundan dışarı çıkıyor. Kiminin yüzünde rahatlama, kiminin yüzünde hayal kırıklığı, kiminin elinde buruşturulmuş not kâğıtları var. Bir öğrenci arkadaşına dönüp gülerek şöyle diyor: “Bitti, artık unutabilirim.” Bu cümle ilk bakışta masum bir öğrenci şakası gibi görünür. Sınav stresi bitmiştir, konu kapanmıştır, zihin artık yeni bir derse veya yeni bir sınava hazırlanacaktır. Fakat biraz dikkatli bakıldığında bu cümle, modern eğitim sisteminin en büyük itiraflarından biridir. Çünkü öğrenci aslında şunu söylemektedir: “Ben bunu öğrenmek için değil, sınavı geçmek için zihnime aldım. İşim bittiğine göre artık onu taşımama gerek yok.” İşte eğitim sistemimizin derin yanılgılarından biri burada başlar. Bilgi, hayatı anlamak, insanı geliştirmek, düşünmeyi derinleştirmek, karakteri olgunlaştırmak ve dünyayla daha sahici bir ilişki kurmak için değil; çoğu zaman sınav...

Bilginin Yükü ve Bilgenin Hafifliği -10-

 Akademik Kibir: Dipnotların Arkasına Saklanan Benlik Bir akademik toplantı salonu düşünelim. Uzun bir masa, önünde isimlikler, arkada projektör perdesi, masanın üzerinde su şişeleri, not kâğıtları ve kalın dosyalar var. Konuşmacılardan biri kürsüye çıkıyor. Sunum başlığı oldukça etkileyici: “Modern Toplumda Etik Bilincin Krizi ve Ahlaki Öznenin İnşası.” Cümleleri güçlü, kavramları yerli yerinde, dipnotları zengin. Kant’tan, Weber’den, Foucault’dan, Bourdieu’den, Habermas’tan, Gazâlî’den, İbn Haldun’dan söz ediyor. Dinleyenler not alıyor, bazıları başını sallıyor, bazıları hayranlıkla bakıyor. Fakat oturum bittikten sonra aynı akademisyen, kendisine soru soran genç bir öğrenciyi herkesin içinde küçümsüyor. Bir itiraza tahammül edemiyor. Eleştiriyi kişisel saldırı gibi algılıyor. Az önce ahlak üzerine konuşan dil, birkaç dakika sonra kibirle sertleşiyor. Dipnotlar çoktur; fakat tahammül azdır. Akademik bilgi, insanlık tarihinin en değerli birikimlerinden biridir. Üniversiteler, medr...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği-9-

 Felsefe Bilmek mi, Düşünmeyi Öğrenmek mi? Bir üniversite koridoru düşünelim. Duvarlarda konferans afişleri, kapıların üzerinde bölüm isimleri, öğrencilerin ellerinde kitaplar, fotokopiler, notlar var. Koridorun bir köşesinde genç bir öğrenci birkaç arkadaşıyla hararetli biçimde konuşuyor. Kant’ın kategorilerinden, Hegel’in diyalektiğinden, Heidegger’in varlık sorusundan, Nietzsche’nin değer eleştirisinden, Sartre’ın özgürlük anlayışından, Camus’nün absürdünden, Foucault’nun iktidar analizlerinden söz ediyor. Cümleleri etkileyici, isimler büyük, kavramlar ağır. Onu dinleyen biri, gerçekten derin düşünen biriyle karşılaştığını sanabilir. Fakat aynı öğrenciye çok sade bir soru sorulduğunda, mesela “Sen kendi hayatında neyi gerçekten sorguladın?” denildiğinde bir anda duraksıyor. Çünkü filozofların ne dediğini biliyor; ama onların sorduğu soruların kendi hayatında açtığı yarayla henüz karşılaşmamış. Felsefe bilmek ile düşünmeyi öğrenmek aynı şey değildir. Felsefe tarihi bilinebilir. F...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği -8-

 Dinî Bilgi ve Ahlak Uçurumu Bir adam düşünelim. Namazın farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini bilir. Abdestin inceliklerini anlatabilir. Mezhepler arasındaki farklardan söz edebilir. Hangi ibadetin hangi şartlarda sahih olacağını açıklayabilir. Tefsir sohbetleri dinler, hadis kitaplarından alıntılar yapar, fıkıh meselelerinde kendinden emin konuşur. Bir ayetin nüzul sebebini, bir hadisin sıhhat tartışmasını, bir mezhep imamının görüşünü, bir kelam ekolünün itirazını hatırlatabilir. Dışarıdan bakıldığında dinî bilgisi güçlü, konuşması etkileyici, hafızası kuvvetli biridir. Fakat aynı adam evinde kırıcıdır. Eşinin yorgunluğunu görmez. Çocuğunun sözünü keser. Yaşlı annesinin tekrar eden cümlelerine tahammül edemez. İş yerinde hakkaniyetli davranmaz. Trafikte öfkesine yenilir. Sosyal medyada kendisi gibi düşünmeyenlere ağır sözler söyler. Dilinde din vardır; ama hâlinde incelik eksiktir. İşte dinî bilgi ile ahlak arasındaki en sarsıcı uçurum burada belirir. İnsan Allah’tan, ibadetten,...