Ana içeriğe atla

Kayıtlar

“AF” İLE “ÂFİYET” AKRABA MI?-2-

En son yayınlar

AFİYET KAVRAMI ÜZERİNE-1-

  NEDEN “SAĞLIK VE ÂFİYET” DİYORUZ? Sağlığın Yetmediği Yerde Başlayan Kelime “ “Allah sağlık ve âfiyet versin.” Türkçede belki binlerce defa duyduğumuz, söylediğimiz ama üzerinde çok az düşündüğümüz dualardan biridir bu. Bir hastayı ziyaret ederken söyleriz. Yaşlı bir yakınımızdan ayrılırken söyleriz. Ameliyata girecek bir insana söyleriz. Uzak bir şehre giden evladımızın ardından söyleriz. Uzun süredir görmediğimiz bir dostla telefonda vedalaşırken bazen cümlenin sonuna ekleriz: “Allah sağlık âfiyet versin.” Söylemesi birkaç saniye sürer. Fakat insan biraz durup düşündüğünde bu küçücük duanın içerisine neredeyse bütün bir hayatın sığdırıldığını fark eder. Çünkü cümlenin içerisinde küçük fakat önemli bir bilmece vardır: Madem “sağlık” dedik, neden arkasından bir de “âfiyet” diyoruz? Eğer âfiyet yalnızca sağlık demekse, aslında aynı şeyi iki defa söylemiş olmuyor muyuz? Hayır. Çünkü sağlık ile âfiyet aynı şey değildir. Hatta âfiyet, sağlıktan çok daha geniş bir kelimedir. İnsan sağl...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği-19-

  Bilgeliğin Hafifliği: Yükten Hâle, Hâlden Hayata Bir adam düşünelim. Ömrü boyunca kitap toplamış. Evindeki raflar tavana kadar dolu. Dinî eserler, felsefe kitapları, tarih ciltleri, sosyoloji metinleri, şiir kitapları, kişisel gelişim kitapları, akademik yayınlar, eski dergiler, not defterleri, yarım kalmış taslaklar, altı çizilmiş sayfalar… Misafirler eve geldiğinde önce kitaplığa bakıyor, sonra adama dönüp hayranlıkla, “Ne kadar çok okumuşsunuz” diyorlar. Adam bu cümleyi seviyor. Kitaplığının önünde kendini biraz daha değerli hissediyor. Fakat aynı adam, evde çocuğu bir şey sorduğunda sabırsızlanıyor. Eşi bir derdini anlatmak istediğinde “şimdi sırası değil” diyor. Yaşlı annesi aynı hatırayı tekrar ettiğinde yüzünü ekşitiyor. Dışarıda bilgiyle saygınlık kazanıyor; içeride bilgeliğin en basit sınavlarında tökezliyor. Raflar konuşuyor, hayat susuyor. Bir başka sahne düşünelim. Bir üniversite hocası, büyük bir salonda “etik duyarlılık ve insan onuru” üzerine konuşma yapıyor. Cümle...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği -18-

  Az Bilmenin Derinliği: Yavaş Okuma, Yavaş Düşünme, Yavaş Yaşama Bir insan düşünelim. Masasının üzerinde aynı anda üç kitap açık duruyor. Telefonunda kaydedilmiş onlarca video, bilgisayarında yarım bırakılmış makaleler, not defterinde başlanmış ama tamamlanmamış düşünceler, tarayıcısında açık sekmeler var. Sabah bir düşünürden alıntı okuyor, öğlen psikoloji videosu izliyor, akşam dinî bir sohbet dinliyor, gece yatmadan önce felsefi bir metnin birkaç sayfasını karıştırıyor. Günün sonunda zihni dolu, ama ruhu dağınık. Çok şeye temas etmiş, fakat hiçbir şeyde kalmamış. Birçok kapının önünden geçmiş, ama hiçbirinden içeri girmemiş. İşte modern insanın bilgiyle kurduğu ilişkinin en yorucu biçimlerinden biri budur: Çok görmek, az sindirmek. Çağımız bize sürekli daha fazlasını öneriyor. Daha çok kitap, daha çok içerik, daha çok haber, daha çok yorum, daha çok analiz, daha çok kurs, daha çok video, daha çok paylaşım… Sanki insan ne kadar çok şeye maruz kalırsa o kadar gelişecekmiş gibi bi...

Bilginin Yükü ve Bilgeliğin Hafifliği-17-

  Dinlemek: Bilgeliğin Unutulmuş Kapısı Bir sohbet meclisi düşünelim. Masanın etrafında birkaç kişi oturmuş, herkes bir şey anlatmak istiyor. Biri yaşadığı haksızlıktan söz etmeye çalışıyor, ama daha cümlesi bitmeden diğeri kendi benzer hatırasını anlatmaya başlıyor. Bir başkası bir fikir ileri sürüyor, fakat karşısındaki onu gerçekten anlamak yerine hemen cevap hazırlıyor. Kimi nasihat vermek için bekliyor, kimi düzeltmek için, kimi kendi bilgisini göstermek için, kimi haklı çıkmak için. Herkesin sözü var, herkesin yorumu var, herkesin tecrübesi var, herkesin alıntısı var. Fakat garip biçimde, o kadar konuşmanın içinde gerçek bir dinleme yok. Ses çok, temas az. Cümle çok, anlayış az. Bilgi çok, hikmet az. Çağımızın en büyük yoksulluklarından biri budur: İnsanlar konuşmayı öğrendi, fakat dinlemeyi unuttu. Herkes kendini ifade etmek istiyor. Herkes anlaşılmak istiyor. Herkes fikrinin duyulmasını, acısının görülmesini, tecrübesinin önemsenmesini, bilgisinin takdir edilmesini bekliyor...