Toplumsal Tabakalaşma, Eğitim ve Coğrafi Ayrışma
Türkiye'de evrim teorisi tartışmalarının en belirleyici katmanını, toplumsal sınıflar arasındaki derin uçurumlar ve bu uçurumların yarattığı kültürel sermaye farklılıkları oluşturmaktadır. Üst-orta sınıf ailelerden gelen bireylerin bilimsel bilgiyle kurdukları ilişki, evrim teorisini anlama biçimlerini kökten değiştiren bir avantaja dönüşmektedir. Bu ailelerin evlerinde genellikle zengin kütüphaneler, bilimsel dergiler ve ansiklopediler bulunmakta, ebeveynler genellikle yükseköğrenim görmüş profesyonellerden oluşmaktadır. Çocuklarını henüz erken yaşlarda bilim müzelerine götüren, yurt dışı seyahatleri ve yabancı dil eğitimiyle destekleyen bu kesim, bilimsel merakın yeşermesi için gerekli olan "habitatı" doğal yollarla sağlamaktadır. Dolayısıyla bu çevrede yetişen bir birey için evrim teorisi, korkulacak veya reddedilecek bir tabu değil, modern biyolojinin anlaşılması gereken temel bir sacayağı olarak görülmektedir. Bilimsel okuryazarlığın bu denli yüksek olduğu bir ortamda, teoriye yönelik eleştiriler bile teolojik kaygılardan ziyade bilimsel şüphecilik üzerinden şekillenmektedir.
Buna karşın, alt-orta sınıf ve yoksul kesimlerin yaşadığı gerçeklik, bilimsel bilgiye erişim noktasında ciddi bariyerler barındırmaktadır. Gündelik yaşamın ekonomik zorluklarla ve geçim mücadelesiyle şekillendiği bu hanelerde, bilimsel gelişime ayrılacak zaman ve maddi kaynak ne yazık ki son derece sınırlıdır. Bu mahallelerdeki kütüphane ve bilim merkezi eksikliği, çocukların okul dışı öğrenme imkanlarını kısıtlamakta, onları sadece devlet okullarının sunduğu müfredata bağımlı kılmaktadır. Devlet okullarındaki fen laboratuvarlarının yetersizliği ve kalabalık sınıflar, evrim gibi soyut ve karmaşık konuların kavranmasını zorlaştırmaktadır. Bilimsel metodolojinin yeterince içselleştirilemediği bu ortamda, bilgi boşlukları genellikle geleneksel kabuller ve dini referanslarla doldurulmaktadır. Aileden gelen kültürel kodlar, evrim teorisini "inanca karşı bir tehdit" olarak işaretlediğinde, bu kesimdeki bireylerin teoriye karşı savunmacı ve reddedici bir tutum takınması kaçınılmaz hale gelmektedir.
Eğitim düzeyi, bireylerin bu konudaki tutumunu belirleyen en kritik değişkenlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yükseköğrenim, bireylere sadece mesleki bilgi değil, aynı zamanda analitik düşünme ve veri sorgulama becerisi de kazandırmaktadır. Üniversite eğitimi almış, özellikle fen bilimleri, tıp ve mühendislik gibi disiplinlerden gelen bireyler, evrim teorisini bilimsel bir paradigma olarak değerlendirme eğilimindedir. Bu grup, teorinin kanıtlarını ve metodolojisini anlama kapasitesine sahip olduğu için, dogmatik reddediş yerine rasyonel bir analiz sürecini tercih etmektedir. Sosyal bilimler ve ilahiyat eğitimi alanlar ise konuyu daha felsefi bir düzlemde ele alarak, din ve bilim arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlama çabasına girmektedir. Eğitim seviyesi arttıkça, evrime yönelik kategorik reddedişin yerini daha nüanslı tartışmalara, "teistik evrim" gibi sentez arayışlarına veya agnostik yaklaşımlara bıraktığı sosyolojik bir gerçekliktir.
Kır ve kent ayrımı, bu tartışmanın coğrafi ve mekansal boyutunu gözler önüne sermektedir. Büyük kentler, üniversiteleri, araştırma merkezleri, müzeleri ve kozmopolit yapısıyla farklı fikirlerin çarpıştığı ve etkileşime girdiği dinamik alanlardır. Kent yaşamı, bireyi ister istemez seküler bir kamusal alanla ve bilimsel düşüncenin pratikleriyle yüzleştirmektedir. Kentli profesyonel kesim, çocuklarını bilimsel düşünceye açık, sorgulayan bireyler olarak yetiştirmek için özel bir çaba sarf etmekte ve sosyal çevrelerini de buna göre şekillendirmektedir. Bu ekosistemde evrim teorisi, entelektüel sohbetlerin, popüler bilim etkinliklerinin ve akademik tartışmaların olağan bir parçasıdır. Kentin sunduğu anonimlik ve özgürlük alanı, bireylerin geleneksel baskılardan sıyrılarak bilimsel gerçekleri daha cesurca savunabilmesine olanak tanımaktadır.
Kırsal kesimde ise durum, kentin sunduğu bu çoğulcu yapıdan oldukça farklıdır. Geleneksel dini yorumların ve cemaat ilişkilerinin gündelik hayatın merkezinde olduğu köylerde ve kasabalarda, toplumsal baskı mekanizmaları çok daha güçlü işlemektedir. İmamlar ve yerel dini kanaat önderleri, bilginin birincil kaynakları ve meşruiyet mercileri olarak kabul edilmektedir. Bilimsel kaynaklara erişimin son derece sınırlı olduğu, alternatif düşünce biçimleriyle temasın ise neredeyse hiç olmadığı bu kapalı devre sosyal yapıda, evrim teorisi "dışarıdan gelen" ve yerel değerleri tehdit eden yabancı bir ideoloji olarak algılanmaktadır. Kırsal bölgelerdeki eğitim kurumlarının nitelik ve nicelik bakımından yetersizliği de eklenince, bilimsel düşüncenin bu topraklarda kök salması ve evrim gibi tartışmalı konuların sağlıklı bir zeminde konuşulması oldukça güçleşmektedir.
Kurumsal Dinamikler ve Sivil Toplumun Rolü
Türkiye'de evrim tartışmalarının kurumsal ayağında, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tarihsel süreçteki dönüşümü dikkate değer bir izlek sunmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, pozitivist bilim anlayışının devlet politikalarına egemen olduğu dönemde, Diyanet'in yayınlarında evrim teorisine karşıt bir söylem geliştirmekten ziyade sessiz kalındığı veya dolaylı değinildiği görülmektedir. Ancak çok partili hayata geçiş ve özellikle 1980 sonrası dönemde, küresel ölçekte yükselen muhafazakarlıkla paralel olarak, kurumun dili de sertleşmiş ve yaratılışçı görüşler daha baskın hale gelmiştir. Buna rağmen, 2000'li yılların getirdiği bilimsel gelişmeler ve genetik bilimindeki devrimler, Diyanet'i de daha temkinli bir dil kullanmaya itmiştir. Günümüzde kurum, teoriyi doğrudan "küfür" olarak nitelemek yerine, konunun felsefi ve inanç boyutlarına odaklanmakta, bilimsel verilerle doğrudan çatışmaktan kaçınan, daha diplomatik ve teolojik bir söylem üretmektedir.
Akademik camiada ise İlahiyat Fakülteleri, din-bilim ilişkisinin entelektüel mutfağı olarak önemli bir işlev görmektedir. Geçmiş yıllarda evrim teorisine karşı apologetik (savunmacı) ve reddedici bir tavır sergileyen bu kurumlar, son yıllarda ciddi bir zihniyet dönüşümü yaşamaktadır. Özellikle yurt dışında doktora yapmış, Batı felsefesine ve modern bilimin metodolojisine hakim yeni nesil akademisyenler, klasik İslam düşüncesindeki "tekâmül" kavramını yeniden gündeme getirmektedir. İbn Haldun, Mevlana, İbn Miskeveyh ve İbn Tufeyl gibi düşünürlerin eserlerindeki evrimsel süreçleri çağrıştıran fikirler, modern evrim teorisiyle İslam inancı arasında bir köprü kurmak için kullanılmaktadır. Kelam ve İslam Felsefesi kürsülerinde artık "teistik evrim" yani evrimin Tanrı'nın yaratma sanatı ve metodu olduğu görüşü, akademik bir ciddiyetle tartışılmakta ve savunulmaktadır.
Sivil toplum alanında ise bilimsel perspektifi savunan kurumların başında Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Bilim Akademisi gelmektedir. Bu kurumlar, evrim tartışmalarını ideolojik bir kör dövüşünden çıkarıp bilimsel bir zemine oturtmak için yoğun çaba sarf etmektedir. Düzenlenen "Evrim ve Bilim" sempozyumları, öğretmenlere yönelik eğitim programları ve popüler bilim yayınları, toplumun bilimsel okuryazarlığını artırmayı hedeflemektedir. TÜBA ve benzeri kurumlar, evrim teorisinin sadece biyolojinin değil, tıptan antropolojiye kadar pek çok alanın temel taşı olduğunu vurgulayarak, teorinin anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Özellikle Bilim Akademisi'nin gençlere ve eğitimcilere yönelik yaz okulları ve online platformları, devlet müfredatındaki eksiklikleri gidermeye çalışan önemli sivil inisiyatifler olarak öne çıkmaktadır.
Buna karşılık, dini referanslı sivil toplum kuruluşları da bu alanda oldukça organize ve etkili faaliyetler yürütmektedir. Bilim Araştırma Vakfı (BAV) gibi yapılar, evrim teorisini sadece bilimsel bir hipotez olarak değil, materyalist felsefenin bir dayatması olarak görerek küresel çapta kampanyalar düzenlemiştir. Hazırlanan "Yaratılış Atlası" gibi görsellerle desteklenmiş lüks baskılı yayınlar, fosil sergileri ve konferanslar, evrim teorisine karşı güçlü bir alternatif anlatı oluşturmayı başarmıştır. Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve benzeri kuruluşlar da kendi tabanlarına yönelik düzenledikleri seminerler ve panellerle, evrimin dini inançlarla çeliştiği tezini işlemekte, gençlerin zihninde yaratılışçı perspektifi pekiştirmektedir. Bu kurumların geniş taban örgütlenmesi ve finansal gücü, bilimsel kurumların etki alanını sınırlayan önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bilimsel ve dini STK'lar arasındaki bu rekabet, aslında Türkiye'deki kamusal alanın nasıl şekilleneceğine dair bir güç mücadelesidir. Bir yanda bilimin evrenselliğini ve seküler eğitimi savunanlar, diğer yanda dini değerleri ve geleneği korumaya çalışanlar arasında süren bu mücadele, bazen sert çatışmalara bazen de ilginç etkileşimlere sahne olmaktadır. Örneğin, bazı ılımlı dini çevreler ile bilim insanları arasında "din-bilim uyumu" arayışıyla ortak paneller düzenlenebilmekte, diyalog kanalları açılabilmektedir. Ancak genel tabloya bakıldığında, STK'ların bu konudaki faaliyetleri, toplumun zaten var olan kutuplaşmasını yansıtmaya ve yeniden üretmeye devam etmektedir. Bu durum, evrim tartışmasının sadece bir biyoloji konusu olmaktan çıkıp, Türkiye'nin kültürel hegemonya mücadelesinin bir cephesi haline geldiğini göstermektedir.
Kimlik, Medya ve Kültürel Filtreleme
Türkiye'de evrim tartışmaları, bilimsel verilerin ötesinde, "Muhafazakâr" ve "Modernist" kimliklerin çarpıştığı sembolik bir savaş alanıdır. Muhafazakâr kesimler için evrim teorisi, Darwin'in sunduğu bir hipotezden çok daha fazlasını, Batılılaşmayı, sekülerleşmeyi ve geleneksel değerlerin erozyonunu temsil etmektedir. Bu nedenle teoriye karşı geliştirilen direnç, aslında modernizmin ahlaki ve toplumsal etkilerine karşı geliştirilen bir refleks niteliğindedir. Muhafazakâr aileler, çocuklarının evrim eğitimi almasını, inanç sistemlerinde bir gedik açılması ve manevi değerlerin zayıflaması riski olarak görmekte, bu yüzden korumacı bir tavır sergilemektedir. Modernist kesim için ise evrim, aydınlanmanın, aklın ve bilimin dogmatizme karşı zaferinin simgesidir. Bu grup için evrimi savunmak, sadece bilimsel bir gerçeği dile getirmek değil, aynı zamanda laik yaşam tarzını ve çağdaş dünya görüşünü savunmak anlamına gelmektedir.
Medya ve özellikle yeni nesil sosyal medya platformları, bu kimlik çatışmasının en görünür olduğu mecralardır. Modernist kesime hitap eden yayın organları ve popüler bilim portalları, evrimle ilgili en son bilimsel bulguları, genetik araştırmaları ve fosil keşiflerini heyecanla duyururken, bunları "bilimin zaferi" çerçevesinde sunmaktadır. Buna karşın muhafazakâr medya, aynı gelişmeleri şüpheyle karşılamakta, bilimsel tartışmalardaki belirsizlikleri büyüterek "evrim teorisinin çöküşü" anlatısını beslemektedir. Sosyal medyada ise durum daha kaotik bir hal almaktadır; Twitter (X), YouTube ve Instagram gibi platformlarda oluşan "yankı odaları", bireylerin sadece kendi görüşlerini destekleyen içeriklerle karşılaşmasına neden olmaktadır. Algoritmalar, kutuplaşmayı derinleştirirken, bilimsel tartışmalar yerini çoğu zaman ideolojik sloganlara ve karşılıklı suçlamalara bırakmaktadır.
Küreselleşme süreciyle birlikte uluslararası bilimsel gelişmelerin Türkiye'ye aktarımı, ilginç bir "kültürel filtreleme" mekanizmasından geçmektedir. Dünyada yankı uyandıran bilimsel bir keşif, örneğin yeni bir insan atası fosili veya Neandertal genetiği üzerine bir çalışma, Türkiye'ye ulaştığında ham veri olarak kalmamakta, farklı ideolojik süzgeçlerden geçirilerek yeniden yorumlanmaktadır. Homo naledi keşfi buna çarpıcı bir örnektir; seküler bilim insanları bunu insan evriminin karmaşıklığının kanıtı olarak sunarken, muhafazakâr çevreler bu bulguyu önemsizleştirmeye veya "sadece nesli tükenmiş bir maymun türü" olarak etiketlemeye çalışmıştır. Aynı şekilde, epigenetik alanındaki gelişmeler, bazı İslami düşünürler tarafından "Darwinizm'in rastlantısallığına karşı, planlı bir uyumun ve ilahi tasarımın kanıtı" olarak yorumlanabilmektedir. Bu durum, bilimsel bilginin evrensel olmasına rağmen, alımlanma sürecinin son derece yerel ve kültürel olduğunu kanıtlamaktadır.
Bu yoğun kutuplaşma ortamında, son yıllarda dikkat çekici bir "orta yol" arayışı olarak "Teistik Evrim" yaklaşımı ve "İslami Bilim" tartışmaları öne çıkmaktadır. Özellikle yüksek eğitimli, yurt dışı tecrübesi olan ve modern bilimle dini inançlarını çatıştırmak istemeyen yeni nesil dindar entelektüeller, bu sentez arayışının öncüleridir. Onlara göre, Allah'ın yaratma fiili "Ol" demesiyle bir anda gerçekleşebileceği gibi, evrimsel süreçler gibi sebep-sonuç ilişkileri içinde, zamana yayılarak da gerçekleşmiş olabilir. Bu bakış açısı, modern bilimin verilerini reddetmeden, onları ilahi bir planın parçası olarak yorumlama imkanı sunmaktadır. İslami bilim tartışmaları ise modern bilimin seküler ve materyalist ontolojisini sorgulayarak, İslam medeniyetinin bilgi anlayışına uygun alternatif bir bilim felsefesi geliştirme iddiasındadır.
Bu kültürel çatışma ortamında, medyanın ve kanaat önderlerinin kullandığı dil, toplumun evrime bakışını şekillendirmede belirleyici olmaktadır. YouTube kanalları üzerinden yayın yapan popüler bilim anlatıcıları ile dini sohbetler yapan hocalar arasında, milyonlara ulaşan bir söylem rekabeti yaşanmaktadır. Bilim anlatıcıları, animasyonlar ve sadeleştirilmiş anlatımlarla evrimin mekanizmalarını geniş kitlelere ulaştırırken, karşı cephedeki popüler dini figürler, evrimin mantıksızlığı üzerine kurgulanmış retoriklerle kendi kitlelerini konsolide etmektedir. Bu durum, Türkiye'de evrim tartışmasının, laboratuvarlardan ve akademik makalelerden taşıp, gündelik hayatın, kahve sohbetlerinin ve internet yorumlarının parçası haline gelmesine neden olmuştur. Sonuç olarak, bilimsel bir teori, Türkiye sosyolojisinde bir turnusol kağıdı işlevi görerek, bireylerin dünya görüşünü ele veren bir simgeye dönüşmüştür.
Ekonomi Politik, Kuşak Farkı ve Gelecek Perspektifi
Türkiye'deki evrim tartışmalarının sıklıkla gözden kaçırılan ancak son derece etkili bir boyutu da meselenin ekonomi politiğidir. Eğitim sektörü, yayıncılık dünyası ve araştırma fonlarının dağılımı, bu ideolojik mücadelenin somutlaştığı alanlardır. Ders kitaplarının basımı, özel okulların müfredat tercihleri ve yardımcı kaynak kitap pazarı, devasa bir ekonomik hacim oluşturmaktadır. Muhafazakâr yayınevleri, yaratılışçı içeriklerle dolu çocuk kitapları ve popüler yayınlarla kendi pazarını oluştururken, seküler yayınevleri evrimi anlatan çeviri ve telif eserlerle karşıt bir pazar yaratmaktadır. Benzer şekilde, özel okullar veli profillerine göre "bilim odaklı" veya "değerler eğitimi odaklı" pazarlama stratejileri geliştirerek, evrim konusunu bir ayrışma ve tercih unsuru olarak kullanmaktadır. Devlet üniversitelerinde ve araştırma kurumlarında fonların dağıtımı ise siyasi konjonktüre göre şekillenmekte, evrimsel biyoloji gibi "sakıncalı" görülebilen alanlar zaman zaman kaynak sıkıntısı yaşayabilmektedir.
Bu ekonomik ve kurumsal yapının ortasında, "Z Kuşağı" olarak adlandırılan yeni nesil, tartışmaların seyrini değiştirecek en önemli aktör olarak sahneye çıkmaktadır. Dijital dünyanın yerlileri olan bu gençler, bilgiye erişimde geleneksel otorite figürlerini (aile, öğretmen, imam) baypas etme yeteneğine sahiptir. İngilizce bilen, uluslararası kaynakları tarayabilen ve YouTube, Reddit, Discord gibi platformlarda küresel akranlarıyla etkileşimde bulunan bu kuşak, evrim teorisini yerel kültürel bagajlardan bağımsız olarak değerlendirme potansiyeli taşımaktadır. Onlar için bilgi, okul kitabında yazanla sınırlı değildir; bir belgesel, bir podcast veya bir bilimsel makale, saniyeler içinde ekranlarına düşmektedir. Bu durum, muhafazakâr ailelerden gelen gençlerin bile evrim konusunda ebeveynlerinden çok farklı, daha sorgulayıcı ve kabul edici bir tutum geliştirmelerine zemin hazırlamaktadır.
Dijital platformların sağladığı alternatif eğitim olanakları, resmi müfredatın kısıtlamalarını aşmada devrim niteliğinde bir rol oynamaktadır. Okulda evrim konusunu yeterince göremeyen veya sansürlenmiş haliyle karşılaşan bir öğrenci, internet üzerindeki kaliteli bilim kanalları sayesinde eksiklerini hızla kapatabilmektedir. Evrim Ağacı gibi oluşumlar veya yabancı kanalların Türkçe altyazılı içerikleri, biyolojik süreçleri görselleştirerek ve basitleştirerek anlattığı için, örgün eğitimden çok daha etkili bir öğrenme süreci sunmaktadır. Bu platformlar sadece bilgi aktarmamakta, aynı zamanda yorum bölümlerinde ve forumlarda gençlerin birbirleriyle tartışmasına, soru sormasına ve fikir geliştirmesine olanak tanımaktadır. Bu "dijital okul", duvarları olmayan ve müfredatı sansürlenemeyen yapısıyla, Türkiye'nin bilimsel geleceği için kritik bir öneme sahiptir.
Toplumsal cinsiyet dinamikleri de evrim tartışmalarının geleceğinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Araştırmalar ve gözlemler, eğitimli kadınların bu tartışmalarda daha uzlaşmacı ve bütünleştirici bir rol üstlendiğini göstermektedir. Özellikle akademi ve eğitim camiasındaki kadınlar, inanç ve bilim arasındaki sert kutuplaşmayı yumuşatan, diyaloğa açık yaklaşımlar geliştirmektedir. Feminist teoloji ve bilim eleştirisi alanında çalışan kadın akademisyenler, yaratılış anlatılarını ataerkil yorumlardan arındırarak, modern bilimle daha uyumlu okumalar yapmaktadır. Ayrıca, kız çocuklarının bilimsel eğitime yönlendirilmesi konusundaki sivil toplum çalışmaları, geleceğin bilim kadınlarının yetişmesini sağlamakta, bu da uzun vadede toplumun bilimsel algısını dönüştürecek bir potansiyel barındırmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye'de evrim tartışmaları, bilimsel bir konunun çok ötesinde, ülkenin geçmişi, bugünü ve geleceği arasındaki gerilimli hattı temsil etmektedir. Bir yanda köklü gelenekler ve dini hassasiyetler, diğer yanda modern dünyanın bilimsel gerçekleri ve küresel entegrasyon zorunluluğu durmaktadır. Mevcut tablo, derin bir kutuplaşmayı ve sınıfsal ayrışmayı işaret etse de, dijitalleşen dünyanın getirdiği şeffaflık ve yeni neslin önyargısız yaklaşımı, geleceğe dair umut verici sinyaller sunmaktadır. Teistik evrim gibi sentez arayışlarının artması, bilimsel bilginin demokratikleşmesi ve sivil toplumun aktif çabaları, bu çatışmalı alanın zamanla daha sağlıklı bir müzakere zeminine evrilebileceğini göstermektedir. Türkiye'nin evrimle imtihanı, aslında kendi modernleşme serüveninin ve kimlik inşasının devam eden sancılı ama öğretici bir sürecidir.
Kaynakça
Atay, H. (1977). İslam'da Yaratılış. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları.
Bayrakdar, M. (2001). İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi. Kitabiyat Yayınları.
Taslaman, C. (2007). Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı. İstanbul Yayınevi.
Harun Yahya (Adnan Oktar). (2006-2007). Yaratılış Atlası Serisi. Global Yayıncılık.
Evrim ve Bilim sempozyum bildirileri serisi.
Popüler Bilim Kitaplığı serisi evrim konulu yayınları.
Yorumlar
Yorum Gönder