Jean-Paul Sartre’ın "Cehennem başkalarıdır" (L'enfer, c'est les autres) sözünü duyduğumuzda, genellikle aklımıza kalabalık bir metrobüs, gürültülü komşular ya da bitmek bilmeyen zoraki aile toplantıları gelir. "İnsanlara tahammülüm yok" demenin en entelektüel yolu gibi kullanırız bu cümleyi. Ancak Sartre’ın 1944 tarihli Çıkış Yok (Huis Clos) oyununda geçen bu ikonik replik, yaygın kanının aksine kalabalıkların yarattığı fiziksel bir rahatsızlık değildir.
Bu söz, insan ilişkilerinin varoluşsal ve aslında ne kadar ürkütücü olabilen derin bir analizidir. Gelin, Sartre’ın bu "cehennem"inin kapılarını aralayalım ve neden bugün, 1944’ten bile daha fazla bu cehennemin içinde olduğumuza bakalım.
"Bakış"ın Hükümdarlığı: Özneden Nesneye Düşüş
Sartre felsefesinde her şey "Bakış" ile başlar. Tek başınızayken dünyanızın efendisi, özgür bir öznesinizdir. Ama odaya bir başkası girdiğinde ya da birinin size baktığını hissettiğinizde işler değişir.
Sartre’ın meşhur örneğini düşünün: Yalnızken yemeğinizi özgürce yer, hareketlerinizi düşünmezsiniz. Ancak birinin sizi izlediğini fark ettiğiniz an, kafanızda o korkunç soru belirir: "Acaba tuhaf mı görünüyorum?". O an artık kendi dünyanızın öznesi değil, başkasının dünyasının bir "nesne"si haline gelirsiniz.
İşte cehennemin ilk kıvılcımı buradadır: Kimliğimiz, artık bizim elimizden çıkmış, başkalarının bizi nasıl tanımladığına bağımlı hale gelmiştir.
Modern Çağın İşkence Aleti: Onaylanma Arzusu
Sartre’ın oyunundaki karakterler (Garcin, Ines ve Estelle), fiziksel işkence görmezler. Onların işkencesi, birbirlerinin yargılarıdır. Örneğin Garcin, korkak olduğu gerçeğiyle yüzleşemez ve diğerlerinin ona "cesursun" demesi için çırpınır. Estelle ise var olduğunu hissetmek için bir erkeğin ona arzuyla bakmasına muhtaçtır.
Bu size de tanıdık gelmiyor mu?
Sartre, "Kötü Niyet" (Mauvaise Foi) kavramıyla tam olarak bunu anlatır: Kişi kendi özgürlüğüyle yüzleşmek yerine, başkalarının ondan beklediği rolleri oynar. Günümüzde bu durumu en çıplak haliyle sosyal medyada yaşıyoruz. İdealize edilmiş fotoğraflar paylaşıp beğeni beklemek, aslında kendi benliğimizi başkalarının parmak ucuna hapsetmektir.
Bir Instagram gönderisinin altına gelen yorumları beklerken hissettiğimiz o gerginlik, Sartre’ın bahsettiği cehennemin ta kendisidir. Başkalarını "kişisel cehennemimiz" haline getiren, onların bizi yargılamasına duyduğumuz bu gönüllü bağımlılıktır.
Ayna Metaforu: Kimin Gözüyle Görüyorsun?
Konuyu en çarpıcı şekilde özetleyen metafor şudur: Kendinizi görmek için bir aynaya ihtiyacınız var. Ama bu aynayı siz tutmuyorsunuz, bir başkası tutuyor.
Eğer kendinizi sadece o aynanın size gösterdiği açıyla ve ışıkla tanımlarsanız, aynanın lekeleri veya eğriliği sizin gerçeğiniz olur. Aynayı tutan kişi (toplum, aile, takipçiler) bileğini her büktüğünde kendinizi değersiz, çirkin veya yetersiz hissediyorsanız, o ayna sizin hapishanenizdir. Cehennem, kendinizi görmek için başkasının elindeki aynaya mahkûm olmaktır.
Sartre karamsar bir tablo çizse de, kapıyı tamamen kapatmaz. Bu bir kader değildir. Cehennemden çıkışın yolu, o aynayı başkasının elinden alıp kırmakla başlar. Yani, "Kötü Niyet"ten sıyrılıp, başkalarının yargılarına rağmen kendi sorumluluğunu almak ve özgün (otantik) bir yaşam seçmektir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: "Ben kimim?" sorusunun cevabını kendi içimde mi arıyorum, yoksa başkalarının gözbebeklerinde mi? Eğer cevap ikincisiyse, cehenneme hoş geldiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder