Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İDEALİZMİN KURBANLARI ÜZERİNE -6-Vitrin ve Depo Arasındaki Uçurum: Masumiyetin "Yakıt" Olarak Kullanılması

. Vitrin ve Depo Arasındaki Uçurum: Masumiyetin "Yakıt" Olarak Kullanılması İdealist yapıların çöküşünden sonra yaşanan en büyük travma, suçluluk duygusundan ziyade, derin bir "aldatılmışlık" hissidir. Hannah Arendt, "Kötülüğün Sıradanlığı"ndan bahsederken, emirleri uygulayan, düğmelere basan ve çarkları bizzat döndüren gri bürokratları anlatıyordu. Ancak bu yapıların "kurbanı" olarak nitelendireceğimiz asıl kitle, o bürokratlar değil; yapının en geniş tabanını oluşturan, kararlardan, kumpaslardan ve stratejik hamlelerden tamamen habersiz, saf ve temiz niyetli insanlardır. Onlar, sistemin operatörleri değil; sistemin çalışması için gereken enerjiyi (parayı, duayı, insan kaynağını) sağlayan "piller"di. Ve trajedinin en büyüğü, pilin bitip atıldığında değil; o enerjinin aslında bir okulu aydınlatmak için değil, bir silahı ateşlemek için kullanıldığını öğrendiğinde yaşandı. Bu ayrımı net koymak zorundayız: Kötülüğü bilerek yapan veya süre...

İDEALİZMİN KURBANLARI ÜZERİNE -5-Büyük Boşluk, Nihilizmle Dans ve Sıradanlığın Cesareti

Büyük Boşluk, Nihilizmle Dans ve Sıradanlığın Cesareti Zihinsel ve dilsel prangalar çözüldüğünde, insan hemen "özgürlüğün tadını" çıkaracağını sanır. Filmlerde hapishaneden çıkan adam derin bir nefes alır ve güneş yüzüne vurur. Ancak idealist yapıların, cemaatlerin veya katı ideolojilerin "hapishanesinden" çıkanlar için senaryo böyle işlemez. Kapıdan çıkıp, kavramları temizleyip, kendi kelimelerinizle konuşmaya başladığınızda sizi karşılayan ilk şey huzur değil; uçsuz bucaksız, soğuk ve sağır edici bir sessizliktir. Bu, "Boşluk Korkusu"dur. Yıllarca hayatınızın her dakikasını, her kararını ve her hedefini belirleyen o "Büyük Anlatı" çöktüğünde, geriye devasa bir krater kalır. Nietzsche’nin meşhur "Tanrı öldü" çığlığı, modern insan için aslında "İdol öldü", "Dava öldü" veya "Lider öldü" demektir. O mutlak otorite zihninizde öldüğünde, güneşiniz de sönmüş gibi hissedersiniz ve karanlıkta yönünüzü bulmak sandı...

İDEALİZMİN KURBANLARI ÜZERİNE -4-Zihnin İşgali ve Dilin Özgürleşmesi: Kavramları Geri Almak

  Zihnin İşgali ve Dilin Özgürleşmesi: Kavramları Geri Almak Bir yapıdan, bir cemaatten veya katı bir ideolojik örgütten fiziksel olarak ayrılmak, işin aslında en kolay kısmıdır. Kapıyı çeker çıkarsınız, telefon numaralarını silersiniz, mekanları değiştirirsiniz. Ancak asıl büyük ve sessiz savaş, o kapı kapandıktan sonra başlar. Çünkü idealist yapılar, insanları sadece fiziksel mekanlara değil, kelimelerden örülmüş görünmez hapishanelere hapsederler. George Orwell, o meşhur 1984 romanında "Yenisöylem" (Newspeak) kavramından bahsederken tam olarak bu tehlikeye işaret ediyordu: "Kelimelerin anlamını daraltırsanız, düşünceyi de daraltırsınız." İdealizmin kurbanı olan birey, yıllarca zihnine zerk edilen bu "örgütsel dil" yüzünden, dışarı çıksa bile dünyayı hâlâ içeridekilerin kelimeleriyle algılamaya devam eder. Özgürlük, bedenin yer değiştirmesi değil, zihnin kendi ana diline kavuşmasıdır; ancak bu, sanıldığı kadar kolay bir kavuşma değildir. İdealist yapıla...

İDEALİZMİN KURBANLARI ÜZERİNE -3-Kendi Köleliğimiz İçin Neden Savaşıyoruz? Spinoza, Tevhid ve Harcanan Yıllar

  Kendi Köleliğimiz İçin Neden Savaşıyoruz? Spinoza, Tevhid ve Harcanan Yıllar İdealizmin o büyülü, insanı ayaklarından kesen sarhoşluğu geçip de gerçekliğin soğuk ve gri sabahına uyandığımızda, geride sadece yıkılmış hayaller değil, devasa bir "neden" sorusu kalır. Yıllarını, gençliğini, maddi ve manevi tüm birikimini bir yapıya, bir lidere veya bir "kutsal dava"ya adamış olan birey, o yapının çatısı çöktüğünde enkazın altında kendi benliğini arar. İnsan nasıl olur da kendi aklını, iradesini ve bir daha asla geri gelmeyecek olan o biricik ömrünü, bir başkasının ellerine bu kadar gönüllü teslim eder? Nasıl olur da yıllarca süren bu sömürüyü bir erdem, bir fedakarlık zanneder? İşte tam bu noktada, 17. yüzyılın Amsterdam’ında, küçük bir odada mercek yontarak hayatını kazanan filozof Baruch Spinoza’nın sesi, bugünün modern "adanmış" bireyinin kalbine bir ok gibi saplanır. Spinoza, yüzyıllar öncesinden o can alıcı soruyu sorar: "İnsanlar neden kendi kölel...