Ana içeriğe atla

Bilginin Yükü ve Bilgeliğini Hafifliği -12-

 Kişisel Gelişim Rafları: Kendini Geliştirmeden Kendini Beğenmek


Bir kitapçı rafı düşünelim. Üzerinde parlak kapaklar, büyük vaatler, iddialı başlıklar var: “Hayatını Değiştir”, “Başarının Sırları”, “Sabah Rutininle Yeniden Doğ”, “İçindeki Gücü Keşfet”, “Ertelemeyi Yen”, “Özgüvenini İnşa Et”, “Zihnini Yönet”, “Duygularına Hükmet”, “En İyi Versiyonun Ol.” Rafın önünde duran insan, elindeki kitabı çevirip arka kapak yazısını okuyor. İçinde bir kıpırtı beliriyor. Sanki bu kitapla birlikte yeni bir hayat başlayacak. Daha düzenli olacak, daha erken kalkacak, daha az öfkelenecek, daha üretken yaşayacak, daha sağlıklı beslenecek, daha güçlü hissedecek, daha başarılı olacak. Kitabı satın alıyor. Eve götürüyor. Birkaç sayfanın altını çiziyor. Sonra kitap diğer kişisel gelişim kitaplarının yanına yerleşiyor. Raf biraz daha doluyor; fakat hayat çoğu zaman aynı yerde kalıyor.


Kişisel gelişim kültürünün en cazip tarafı, insana değişimin mümkün olduğunu hissettirmesidir. Bu yönüyle bütünüyle kötü değildir. İnsan kendini yenilemek, alışkanlıklarını düzeltmek, daha bilinçli yaşamak, zamanını daha iyi kullanmak, duygularını tanımak, ilişkilerini onarmak, bedenine ve zihnine dikkat etmek isteyebilir. Bunlar kıymetli arayışlardır. Sorun, bu arayışın zamanla bir tüketim alışkanlığına dönüşmesidir. İnsan gerçekten değişmek yerine, değişim fikrini tüketmeye başlar. Yeni bir kitap, yeni bir video, yeni bir seminer, yeni bir yöntem, yeni bir defter, yeni bir uygulama, yeni bir hedef listesi… Her biri insana kısa süreli bir yenilenme hissi verir. Fakat bu his, çoğu zaman davranışa dönüşmeden buharlaşır.


Modern insanın kişisel gelişimle kurduğu ilişki bazen garip bir rahatlık üretir. Kişi, kendini geliştirmeye dair içerikler tükettiği için gerçekten geliştiğini sanır. Ertelemeyi yenme kitabı okurken ertelemeye devam eder. Öfke kontrolü videosu izlerken içindeki öfkeyi terbiye etmez. Sabah rutini üzerine notlar alır ama ertesi sabah yine aynı dağınıklıkla uyanır. Sağlıklı yaşam üzerine podcast dinler ama bedenine hoyrat davranmayı sürdürür. İletişim becerileri üzerine eğitim alır ama evde en yakınlarını dinlemez. Böylece kişisel gelişim, insanı değiştiren bir disiplin olmaktan çıkar; değişiyormuş hissi veren bir uyuşturucuya dönüşür.


Bu noktada kişisel gelişim rafları, serimizin başından beri üzerinde durduğumuz bilgi yükünün modern ve parlak biçimlerinden biridir. Sırtında kitap taşıyan insan yalnızca dinî, felsefi veya akademik kitaplar taşımaz; bazen motivasyon kitapları da taşır. Hatta bu kitaplar daha tehlikeli olabilir; çünkü insana hemen sonuç alacağına dair tatlı bir beklenti verir. İnsan, kapağı parlak ve dili kolay bir kitabın kendisini kısa sürede değiştireceğine inanmak ister. Çünkü gerçek değişim zordur; kitap satın almak kolaydır. Gerçek değişim süreklilik ister; motivasyon cümlesi anlık heyecan verir. Gerçek değişim eski benliği rahatsız eder; kişisel gelişim imajı ise benliği okşar.


Kişisel gelişim endüstrisi çoğu zaman insanın eksiklik duygusuyla konuşur. “Yeterince başarılı değilsin”, “zamanını iyi kullanmıyorsun”, “potansiyelini gerçekleştirmedin”, “kendini keşfetmedin”, “daha fazlasını hak ediyorsun”, “içindeki gücü açığa çıkar” der. Bu cümlelerin bazıları insana hareket verebilir. Fakat sürekli tekrarlandığında insanın içinde bitmeyen bir yetersizlik duygusu da üretebilir. Kişi olduğu yerden memnun olamaz; ama gerçekten değişecek gücü de bulamaz. Böylece hem eksik hisseder hem de eksikliğini gidermek için yeni içerikler tüketir. Bu döngü, kişisel gelişimi bir özgürleşme yolu olmaktan çıkarıp yeni bir bağımlılık biçimine dönüştürebilir.


Bu kültürün en sorunlu yanlarından biri, değişimi fazla bireyselleştirmesidir. Her şey sanki yalnızca kişinin zihniyetine, iradesine, sabah kaçta kalktığına, kaç kitap okuduğuna, hangi alışkanlıkları edindiğine bağlıymış gibi anlatılır. Elbette insanın iradesi önemlidir. Alışkanlıklar önemlidir. Disiplin önemlidir. Fakat insan yalnızca bireysel tercihlerin toplamı değildir. Aile geçmişi, ekonomik şartlar, toplumsal çevre, eğitim imkânları, sağlık durumu, ruhsal yaralar, iş yükü, bakım sorumlulukları, yalnızlık, travmalar ve sosyal eşitsizlikler de insanın hayatını etkiler. Kişisel gelişim dili bu gerçekleri görmezden geldiğinde, başarısız olan kişiye yalnızca “sen yeterince istemedin” demek gibi acımasız bir noktaya varabilir.


Bir anne düşünelim. Sabah erken kalkmakla ilgili bir kitap okuyor. Kitap ona güne meditasyonla başlamayı, egzersiz yapmayı, günlük tutmayı, sağlıklı kahvaltı hazırlamayı, hedeflerini gözden geçirmeyi öneriyor. Bunların hepsi güzel tavsiyeler olabilir. Fakat bu anne gece boyunca hasta çocuğuyla ilgilenmişse, sabah işe yetişmek zorundaysa, evde destek alabileceği kimse yoksa, ekonomik kaygılar taşıyorsa, onun sabah rutiniyle ilgili meselesi sadece irade eksikliği değildir. Kişisel gelişim kitapları bazen insanın hayatındaki gerçek yükleri görmeden ona ideal bir hayat reçetesi sunar. Bu reçete uygulanamayınca kişi kendini daha kötü hisseder. Böylece gelişim vaadi, suçluluk üretir.


Bir genç düşünelim. Başarı kitapları okuyor. Ona “Büyük düşün”, “risk al”, “konfor alanından çık”, “asla pes etme”, “kazananlar erken kalkar”, “kaybedenler bahane üretir” deniliyor. Bu cümleler bazı durumlarda motive edici olabilir. Fakat her insana aynı başarı tarifini vermek, hayatın karmaşıklığını basitleştirir. Her risk erdem değildir. Her konfor alanı tembellik değildir; bazen insanın ruhunu koruyan güvenli bir sınırdır. Her pes etmeme hikmet değildir; bazen yanlış bir yolda ısrar etmeyi bırakmak gerekir. Her erken kalkan başarılı olmaz; her geç kalan değersiz değildir. Hayat, motivasyon cümlelerinin anlattığından daha karmaşık, daha kırılgan ve daha insani bir yerdir.


Kişisel gelişim kitapları çoğu zaman “en iyi versiyonun” olmayı öğütler. Bu ifade kulağa hoş gelir; fakat içinde ince bir tehlike taşır. Çünkü insan sürekli kendisinin daha iyi, daha üretken, daha etkili, daha fit, daha başarılı, daha sakin, daha karizmatik, daha organize, daha güçlü bir versiyonunun peşinden koşmaya başladığında, mevcut hâliyle barışamaz. Kendi yorgunluğuna, eksikliğine, sıradanlığına, kırılganlığına tahammül edemez. Oysa insan bir proje değildir yalnızca. Sürekli optimize edilecek bir makine değildir. İnsan bazen yorulur, bazen dağılır, bazen başarısız olur, bazen bekler, bazen geriler, bazen yalnızca ayakta kalmaya çalışır. Bunlar da insan olmanın parçasıdır.


Burada eski ahlak ve terbiye gelenekleriyle kişisel gelişim kültürü arasındaki fark önemlidir. Klasik ahlak geleneği, insanın nefsini tanımasını, zaaflarıyla mücadele etmesini, sabır, tevazu, kanaat, şükür, merhamet, adalet ve ihlas gibi erdemleri kazanmasını öğütler. Bu süreç hızlı değildir. Reklam diliyle sunulmaz. “Yedi günde değiş”, “otuz günde dönüş”, “beş adımda başarı” gibi kolay vaatlerde bulunmaz. Nefs terbiyesi ağır, sabırlı, tekrar isteyen, düşe kalka ilerleyen bir yoldur. Kişisel gelişim ise çoğu zaman bu zahmeti kolaylaştırılmış paketler hâlinde sunar. İnsan kendini geliştirmek ister; ama nefsinin direnciyle uzun süre uğraşmak istemez.


Gerçek değişim, çoğu zaman sıkıcıdır. Bu cümle kişisel gelişim kültürünün pek hoşlanmadığı bir cümledir. Çünkü piyasa heyecan ister, vaat ister, parlaklık ister. Oysa insanın hayatını gerçekten değiştiren şeyler çoğu zaman gösterişsiz tekrarlarla gerçekleşir. Her gün biraz daha dikkatli konuşmak. Her gün bir işi ertelemeden yapmak. Her gün öfke anında bir saniye durmak. Her gün harcamalarına biraz daha dikkat etmek. Her gün bedenine küçük bir iyilik yapmak. Her gün birine daha iyi kulak vermek. Bunlar büyük motivasyon patlamalarıyla değil, sade ve sabırlı emekle olur. Değişim bazen ilham değil, istikrar meselesidir.


Kişisel gelişim raflarının çoğalması, insanın kendisini beğenme biçimini de değiştirdi. Eskiden insan ne yaptığıyla övünürdü; şimdi bazen ne yapmayı planladığıyla da övünebiliyor. Yeni defter almak, hedef listesi hazırlamak, kitapları masaya dizmek, çalışma köşesi düzenlemek, motivasyon videosu izlemek, üretkenlik uygulaması indirmek insana çalışmış gibi hissettirebiliyor. Oysa hazırlık, eylemin yerine geçmemelidir. Plan yapmak önemlidir; fakat planın kendisi başarı değildir. Hedef yazmak güzeldir; fakat hedefin kendisi dönüşüm değildir. İnsan bazen değişimin dekorunu kurar, ama sahneye çıkmaz. Kişisel gelişim kültürü bu dekoru çok iyi satar.


Bu durum özellikle “yeni başlangıç” duygusunda görülür. Pazartesi başlayacağım, ay başında başlayacağım, yeni yılda başlayacağım, bu kitabı bitirince başlayacağım, şu eğitimi alınca başlayacağım, daha uygun zaman gelince başlayacağım… İnsan sürekli başlangıcın eşiğinde bekler. Eşik, insana umut verir; ama aynı zamanda ertelemeyi gizler. Çünkü başlangıç hayali, gerçek eylemden daha rahattır. Gerçek eylem insanı sınar, zorlar, eski alışkanlıklarla çarpıştırır. Başlangıç hayalinde ise insan kendini başarılı, disiplinli ve değişmiş olarak düşünebilir. Kişisel gelişim bazen insanı bu hayalin içinde tutar; değişimi bugüne değil, hep biraz sonrasına erteler.


Oysa değişim çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük sadakatlerle başlar. Bir insan bir anda bambaşka biri olmaz. Fakat bugün bir cümlesini yumuşatabilir. Bugün bir işi ertelemeden yapabilir. Bugün on dakika yürüyebilir. Bugün bir özür dileyebilir. Bugün bir sayfayı gerçekten düşünebilir. Bugün bir harcamayı kontrol edebilir. Bugün bir çocuğu dinlerken telefonunu bırakabilir. Bugün sosyal medyada yazacağı kırıcı cevaptan vazgeçebilir. İşte gerçek kişisel gelişim, bu küçük davranışlarda başlar. Çünkü karakter, büyük iddialardan çok tekrar eden küçük tercihlerle inşa edilir.


Kişisel gelişim kültürünün en çok ihmal ettiği şeylerden biri de ahlaki yönüdür. Birçok kitap daha başarılı, daha üretken, daha etkili, daha özgüvenli, daha görünür, daha ikna edici olmayı öğretir. Fakat daha merhametli, daha adil, daha mahcup, daha sorumlu, daha kanaatkâr, daha vefalı, daha güvenilir olmayı aynı güçte öne çıkarmaz. Oysa insanın gelişimi yalnızca performans artışı değildir. Bir insan daha üretken olabilir ama daha merhametsiz hâle gelebilir. Daha özgüvenli olabilir ama daha kibirli olabilir. Daha etkili konuşabilir ama insanları manipüle edebilir. Daha başarılı olabilir ama kul hakkına duyarsızlaşabilir. Bu yüzden gelişim, ahlaktan koparsa tehlikeli bir güçlenme biçimine dönüşür.


Kendini geliştirmek, kendini büyütmek demek değildir yalnızca; bazen kendini küçültmeyi öğrenmektir. Kibrini küçültmek, hırsını küçültmek, öfkesini küçültmek, gösteriş ihtiyacını küçültmek, her şeyi kontrol etme arzusunu küçültmek… Modern kişisel gelişim dili çoğu zaman insana “daha fazla ol” der. Daha fazla kazan, daha fazla üret, daha fazla görün, daha fazla başar, daha fazla etkile. Oysa hikmet bazen “daha az ol” der. Daha az incit, daha az konuş, daha az tüket, daha az hüküm ver, daha az gösteriş yap, daha az kendini merkeze koy. Gerçek gelişim, bazen eksilerek olgunlaşmaktır.


Bu noktada “özgüven” meselesi özellikle dikkat çekicidir. Kişisel gelişim kitapları sık sık özgüven vaat eder. İnsanın kendine güvenmesi elbette önemlidir. Fakat özgüven, hakikatin, ahlakın ve tevazunun önüne geçtiğinde benlik şişkinliğine dönüşebilir. Her ortamda kendini ifade etmek, her konuda güçlü görünmek, asla zayıflık göstermemek, sürekli kendini pazarlamak, insanı daha sahici yapmaz. Bazen insanın en güçlü yanı, zayıflığını kabul edebilmesidir. “Bilmiyorum” diyebilmesi, yardım isteyebilmesi, hata yaptığında özür dileyebilmesi, kırılganlığını inkâr etmemesidir. Kendini geliştirmek, kırılganlığı yok etmek değil; onunla daha dürüst yaşamayı öğrenmektir.


Kişisel gelişim raflarında en çok satılan şeylerden biri de mutluluk vaadidir. İnsan daha pozitif düşünürse, daha iyi hedef koyarsa, daha verimli çalışırsa, daha sağlıklı alışkanlıklar edinirse mutlu olacaktır. Bunların mutluluğa katkısı olabilir. Fakat hayat her zaman pozitif düşünceyle çözülecek bir problem değildir. Yas vardır, kayıp vardır, hastalık vardır, yaşlanma vardır, haksızlık vardır, çaresizlik vardır, anlam krizi vardır. Sürekli pozitif kalmayı öğütleyen dil, bazen insanın acısını küçümser. Oysa bazı acılar çözülmekten önce görülmek ister. Bazı yaralar motivasyon cümlesiyle kapanmaz; sabır, zaman, dua, dostluk, terapi, tefekkür ve kabul ister. Gerçek gelişim, acıyı inkâr etmek değil; acıyla insan kalabilmeyi öğrenmektir.


Bir insanın kişisel gelişim kitaplarından gerçekten faydalanması mümkündür. Bunun için o kitapları tüketilecek reçeteler olarak değil, kendini yoklayacak vesileler olarak okumak gerekir. Bir tavsiye okunduğunda hemen “Bunu uygulamalıyım” baskısıyla değil, “Bu benim hayatımda gerçekten nereye denk geliyor?” sorusuyla yaklaşmak gerekir. Her yöntem herkes için uygun değildir. Her başarı hikâyesi herkesin hayatına aynen taşınamaz. Her rutin, her beden, her ruh, her aile, her iş, her yaş ve her imkân için aynı şekilde işlemez. Bilgelik, tavsiyeyi olduğu gibi yutmak değil, onu kendi hayatının hakikatiyle ölçerek sindirmektir.


Bu yüzden kişisel gelişim okuru, biraz da seçici olmalıdır. Her parlak başlık ona hitap etmek zorunda değildir. Her popüler yöntem denenmek zorunda değildir. Her motivasyon cümlesi doğru değildir. Bazı kitaplar insanı gerçekten toparlar, bazıları sadece heyecanlandırır. Bazıları disiplin kazandırır, bazıları suçluluk üretir. Bazıları derinleşmeye çağırır, bazıları başarı hırsını köpürtür. Bazıları insanı daha merhametli yapar, bazıları yalnızca daha rekabetçi. Okur kendi ruhuna şu soruyu sormalıdır: Bu kitap bende neyi besliyor? Sabır mı, hırs mı? Tevazu mu, kibir mi? Disiplin mi, gösteriş mi? Şükür mü, sürekli yetersizlik hissi mi?


Serimizin ana kavramıyla söylersek, kişisel gelişim bilgisi de hâle dönüşmediğinde yük olur. İnsan raflarında kendini geliştirme kitapları taşır, fakat hayatında gelişimin izini taşımaz. Motivasyon cümleleri birikir, ama davranış değişmez. Hedef listeleri çoğalır, ama alışkanlıklar aynı kalır. Sertifikalar alınır, ama ilişkiler düzelmez. Uygulamalar indirilir, ama irade güçlenmez. Böylece insan kendini geliştirmeden kendini beğenmeye başlar. Çünkü gelişim kültürünün içinde olmak, kişiye gelişmiş biri olduğu hissini verir. Bu, en ince yanılsamalardan biridir: Yolculuktan söz etmek, yola çıkmanın yerine geçer.


Gerçek kişisel gelişim, insanın kendisine daha dürüst bakmasıyla başlar. Hangi huyum tekrar ediyor? Hangi bahaneyi yıllardır kullanıyorum? Hangi ilişkide aynı hatayı yapıyorum? Hangi konuda çok okuyup hiç uygulamıyorum? Hangi korkumun adını “hazır değilim” koyuyorum? Hangi tembelliğimi “doğru zamanı bekliyorum” diye süslüyorum? Hangi kibrimi “özgüven” sanıyorum? Hangi hırsımı “başarı arzusu” diye meşrulaştırıyorum? Bu sorular sorulmadan kişisel gelişim çoğu zaman yüzeyde kalır. Çünkü insan kendisine yalan söylemeyi bırakmadan gelişemez.


Belki de her kişisel gelişim kitabının ilk sayfasında şu uyarı yazmalıdır: “Bu kitap seni değiştirmeyecek; sen bu kitapta karşılaştığın hakikatleri hayatına geçirirsen değişeceksin.” Çünkü kitap tek başına insanı değiştirmez. Video değiştirmez, seminer değiştirmez, alıntı değiştirmez, plan değiştirmez. Bunlar ancak insanın iradesi, sabrı, tekrarı ve samimiyetiyle birleşirse bir dönüşüm başlatır. Kişisel gelişim, dışarıdan alınan bir paket değil, içeride verilen uzun bir mücadeledir. Bu mücadelede bazen düşülür, bazen başlanır, bazen bozulur, bazen yeniden toparlanılır. Değişim, düz bir çizgi değil; inişli çıkışlı bir yürüyüştür.


Kendini geliştirmek isteyen insanın bazen daha az kitap alması, ama aldığı bir kitabı daha ciddi yaşaması gerekir. Daha az video izlemesi, ama izlediği bir tavsiyeyi bir hafta denemesi gerekir. Daha az hedef koyması, ama koyduğu bir hedefe sadık kalması gerekir. Daha az konuşması, ama bir davranışını gerçekten değiştirmesi gerekir. Çünkü ruhun dağınıklığı, yeni hedeflerle değil, sadakatle toparlanır. İnsan kendine verdiği küçük sözleri tuttukça iç güveni artar. Tutulmayan büyük sözler ise insanın kendisine olan saygısını zedeler. Bu yüzden gelişim, bazen küçük ama tutulmuş sözlerin toplamıdır.


Sonunda mesele yine çok sade bir soruya dayanır: Kendini geliştirmek mi istiyorsun, yoksa kendini geliştiren biri gibi görünmek mi? Bu iki yol birbirine çok benzer görünebilir. İkisinde de kitap vardır, not vardır, hedef vardır, plan vardır, eğitim vardır. Fakat birinde gösteri öndedir, diğerinde dönüşüm. Birinde insan daha çok görünür, diğerinde daha çok değişir. Birinde raflar dolar, diğerinde karakter yavaş yavaş incelir. Birinde insan kendini beğenir, diğerinde kendisiyle dürüstçe uğraşır. Birinde motivasyon vardır, diğerinde mücahede. Birinde heyecan çabuk parlar ve söner, diğerinde küçük sadakatler zamanla derin iz bırakır.


Kişisel gelişim rafları bize çağımızın en büyük çelişkilerinden birini gösteriyor: İnsan kendini değiştirmeye dair bu kadar çok şey okuduğu hâlde, neden aynı yerde kalıyor? Belki de cevap şudur: Çünkü değişim hakkında bilgi sahibi olmak, değişmenin kendisi değildir. Çünkü motivasyon, disiplinin yerine geçmez. Çünkü plan, eylemin yerine geçmez. Çünkü hedef, alışkanlığın yerine geçmez. Çünkü özgüven, tevazunun yerine geçmez. Çünkü başarı, ahlakın yerine geçmez. Çünkü insan, kendisini geliştirmek istiyorsa önce kendisini kandırmayı bırakmalıdır.


Bu yüzden kişisel gelişim kitapları bütünüyle reddedilecek şeyler değildir; ama onların karşısında uyanık olmak gerekir. Onlardan faydalanmak mümkündür; fakat onlara teslim olmamak gerekir. Her tavsiyeyi hayatın bütün hakikati sanmamak, her başarı hikâyesini kendi kaderimize bire bir uygulamamak, her motivasyon cümlesini hikmet zannetmemek gerekir. En önemlisi de, okunan her şeyi küçük bir davranışa bağlamak gerekir. Çünkü gelişim raflarda değil, davranışlarda belli olur. İnsan gerçekten değişiyorsa, bunun ilk tanıkları sosyal medya takipçileri değil, onunla aynı evde yaşayanlar, aynı iş yerinde çalışanlar, aynı sofraya oturanlar, aynı yolda yürüyenler olacaktır.


Ve belki de gerçek kişisel gelişim, sonunda insanı daha gösterişli değil, daha sade yapar. Daha çok bağıran değil, daha iyi dinleyen. Daha çok iddia eden değil, daha çok emek veren. Daha çok kendini anlatan değil, daha çok kendini düzelten. Daha çok başarı peşinde koşan değil, daha anlamlı ve ahlaklı bir hayat arayan. Daha çok “ben” diyen değil, başkasının varlığını da hesaba katan. Eğer bir kişisel gelişim yolculuğu insanı daha merhametli, daha adil, daha sabırlı, daha dürüst, daha vefalı ve daha mahcup kılmıyorsa, orada gelişim eksiktir. Çünkü insanın en iyi versiyonu, en başarılı görünen hâli değil; en sahici, en ahlaklı ve en incelmiş hâlidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANTONY FLEW'İN YANILMIŞIM TANRI VARMIŞ KİTABININ ÖZETİ-1-

                Flew, bu kitabında çocukluğundan itibaren inanç  bakımından yaşadığı tecrübelere yer vererek kısaca ateizmden teizme geçişini anlatıyor. İçinde doğduğu ailenin  Hıristiyanlığa bağlı olduğunu,  babasının vaizlik yaptığını, ayin ve toplantılara katıldıklarını bununla birlikte kendisinin dini bir feyz ve zevke almadığını ifade ediyor. Kitapta ilk önce ateizmi savunan kendi yazdığı eserlere ve onların  temel görüşleriyle bunlara verilen cevaplara  yer veriyor. Yazar, kısaca okumaları ve çalışmalarının kendisini bilimsel olarak benimsediği (öne sürülen iddianın götürdüğü yere gitmek) ilkeyle tutarlı bir biçimde yaşadığı değişimi samimiyetle anlatıyor. Kitap ayrıca ateizm konusundaki temel yaklaşımlara ana hatları ile yer veriyor. Çocukluk ve gençlik yıllarındaki Hıristiyan temelli inançlardan ateizme evirilişinin ilk adımını kötülük probleminin oluşturduğunu söylüyor. O zamanlar ailes...

Arabeskin Aforizma Şarkıları-1- Haberimiz Yok (Müslüm Gürses)

  Arabeskin Aforizma Şarkıları-1- Haberimiz Yok (Müslüm Gürses) Hayalle yaşarken gerçek dünyada Zamanı içmişiz haberimiz yok Ömürle yüzyüze geldik aynada Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Hayalle yaşarken gerçek dünyada Zamanı içmişiz haberimiz yok Ömürle yüzyüze geldik aynada Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Kötü bir söz gibi düştük dillere Yanlış yol seçmişiz haberimiz yok Ümitle bağlanıp acı günlere Gözyaşı ekmişiz haberimiz yok Gözyaşı ekmişiz haberimiz yok Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Boş yere koşarken hayat yolunda Ne dertler çekmişiz bilenimiz yok Gözlerden dökülen gözyaşlarında Eriyip gitmişiz haberimiz yok "Müslüm Gürses'in harika yorumuyla hayat bulmuş 'Haberimiz Yok', sıradan bir şarkının ötesinde, varoluşsal bir ağıttır adeta. Halit Çelikoğlu'nun kaleminden dökülen sözler ve Yavuz Taner'in bestesi, modern insanın trajedisini ustalıkla resmeder. Bu şarkı, yaşamın hengâmesinde kaybolmuş ruhlara tutulan bir aynadır; her dizesi, harcanmış yılların, inki...

Şerif Mardin’in ‘Din ve İdeoloji’ Eseri Üzerine

     Din ve İdeoloji kitabı, çapı küçük fakat içerik olarak oldukça geniş ve derin olduğu rahatlıkla söylenebilir. Efradını cami ağyarını mani bir ifade ile alanında tam bir başvuru kaynağıdır.      Yazar, ilk önce ideoloji kavramını  iki ayrı kategoride ele alıyor: Sert ideoloji ve yumuşak ideoloji. “Sert” ideolojiyle, sistematik bir şekilde işlenmiş, temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmış, muhtevası kuvvetli bir yapı kastedilirken,  “yumuşak” ideoloji ile de, kitlelerin, çok daha şekilsiz inanç ve bilişsel (cognitive) sistemleri ifade ediliyor. Yazar, ideolojiyi ise kitle toplumunun belirmesiyle beraber önem kazanan inançlar ve idare edilen”lerin arasında yaygın, yönlü, fakat sınırlı, belirsiz fikir kümeleri olarak tanımlıyor. İdeolojiler, siyasi fikir tarihi açısından  uzun zaman, insanların aklını çelen kuraldışı etkenler olarak tanımlanmıştır. [1] Yazar, bilimsellik niteliğinin üç ana...