İnsanoğlunun varoluşundan bu yana inşa ettiği tüm kültür ve inanç sistemleri, özünde tek bir kaçınılmaz hakikatle başa çıkma çabasıdır: ölüm. Cenaze törenleri, taziyeler, mezar taşları ve yas ritüelleri; geride kalanların kaybın nihailiğini kabul etmesi ve psikolojik bir kapanış yaşayabilmesi için binlerce yılda şekillenmiştir. Bu ritüellerin ortak özelliği, hepsinin gidişi görünür kılmasıdır: toprağın atılması, kapının kapanması, mezar taşına kazınan tarih. Yas, kaybın sahneye konulmasıyla başlar.
Yapay zekâ destekli anma sistemleri, dijital avatarlar ve vefat edenlerin yazışmalarından beslenen "yas botları" ise bu kadim dengeyi tam da bu noktadan sarsıyor: gidişi görünmez kılarak.
Birinci sonuç, yasın dondurulmasıdır. Vefat eden yakınının sesiyle konuşan, onun üslubuyla mesajlar atan bir sohbet botu ilk anda teselli verici görünür. Fakat bu teselli, kaybın gerçekliğiyle yüzleşmeyi erteler. Yas sürecinin doğal aşamaları kesintiye uğrar; inkâr, aşılması gereken bir eşik olmaktan çıkıp içinde yaşanabilir bir odaya dönüşür. Bir kayıp, kendisiyle her gün konuşulabildiği sürece kayıp olarak tescil edilemez. Sonuç, teselli değil, kronikleşmiş bir askıda kalma halidir. Geleneksel yas ritüellerinin katı görünen zaman çizelgeleri —üçüncü gün, yedinci gün, kırkıncı gün, yıl dönümü— tam da bu askıda kalmayı önlemek için tasarlanmış toplumsal takvimlerdi.
İkinci sonuç, seküler bir ebediyet illüzyonudur. Din felsefesi açısından ölüm, bu dünyanın sınırlarının bittiği ve ruhun aşkın bir boyuta intikal ettiği ontolojik bir geçiştir; fanilik ile ebediyet arasındaki eşiktir. Yapay zekâ tabanlı dijital ölümsüzlük projeleri ise bu metafizik umudu, sunucularda depolanan bir dizi istatistiki veri kalıbına indirgiyor. Ortaya çıkan şey ebediyet değil, kesintisiz bir kayıt tutmadır. Üstelik bu kayıt, ait olduğu kişiye değil, onu barındıran şirkete bağlıdır: aboneliği biten bir hatıra, ikinci kez ölür.
Bütün bunların ardında daha temel bir kayıp duruyor. Ölümün acısını teknolojik simülasyonlarla uyuşturmaya çalışmak insanı acıdan kurtarmıyor; aksine onu ölümün sunduğu varoluşsal derinlikten ve hayatın faniliğinin kazandırdığı anlamdan mahrum bırakıyor. Zamanın kıymetini bilmek, bir sonu olduğunu bilmekle mümkündür. Sonu olmayan bir hatıra, hatıra değildir; sonu ertelenen bir yas ise iyileşme değil, süreğen bir yaralanmadır.
OpenAI Community, Digital Legacy — What If AI Could Preserve the Stories of Our Lives?
Joyful Wellness, Digital Grief Spaces — Online Mourning & Bereavement Research
Yorumlar
Yorum Gönder