Ana içeriğe atla

Panoptikondan Algoritmik Hegemonyaya: Gözetim Toplumunda Teoloji ve Kamusal Vicdan

 

Jeremy Bentham'ın bir hapishane tasarımı olarak kurguladığı panoptikon, mimari bir fikirden ibaretti: mahkûm, gözetlenip gözetlenmediğini bilemediği için kendini sürekli gözetlenmiş gibi davranmaya zorlardı. Dijital çağda bu tasarım duvarlarından kurtuldu; görünmez veri ağları ve öngörü algoritmalarıyla tüm yeryüzüne yayıldı. Ancak bugünkü gözetim, Foucault'nun tarif ettiği beden üzerindeki klasik iktidar pratiklerinin çok ötesine geçmiş durumda. Büyük veri ve yapay zekâ mekanizmaları artık yalnızca ne yaptığımızı değil; ne hissettiğimizi, neden korktuğumuzu ve neye inanmaya meyilli olduğumuzu haritalandırıyor. Gözetlenen artık davranış değil, eğilimdir.

Bu dönüşüm, din sosyolojisi ve ahlak felsefesi açısından kritik bir eşiği temsil ediyor. İlk boyutu, algoritmik bir kader inşasıdır. Dijital ayak izlerinden çıkarılan psikografik profiller, bireye sunulan dinî, felsefi ve siyasi içerikleri sessizce filtreleyerek çevresinde bir yankı odası kuruyor. Kişi kendi özgür iradesiyle hakikati aradığını zannederken, aslında kâr odaklı sistemlerin belirlediği mikro-hedeflemeli bir gerçekliğin tüketicisi haline geliyor. Buradaki incelik şudur: kimse ona bir şeye inanmasını emretmiyor; yalnızca inanma ihtimali en yüksek olan şey defalarca önüne getiriliyor. Klasik teolojide hidayet ve dalâlet tartışmalarının merkezinde duran "seçim" kavramı, seçeneklerin kimin tarafından ve hangi ölçüte göre sıralandığı sorusu sorulmadığında anlamını yitirir.

İkinci boyut, kolektif bilincin parçalanmasıdır. Kamusal alan, ortak ahlaki müzakerelerin yürütüldüğü bir mecra olmaktan çıkıp, kutuplaştırıcı algoritmaların beslediği cemaatçi kabileciliklerin çatışma sahasına dönüşüyor. Bir toplumun ahlaki dili, ancak farklı kanaat sahiplerinin aynı olguya bakıp tartışabildiği ortak bir zeminde gelişir. Herkesin kendi ölçüsüne göre biçilmiş ayrı bir dünyada yaşadığı bir düzende, ihtilaf bile mümkün olmaz; çünkü ihtilaf, ortak bir konu gerektirir. Parçalanmış kamusallık, çoğulculuk değil, karşılıklı görünmezliktir.

Bu aşamada teoloji ve felsefeye düşen, salt bireysel bir iç huzur aracı olmaktan çıkıp kamusal bir eleştiri ve direniş dili üretmektir. Dinî geleneğin elinde bu iş için hazır bir kelime dağarcığı vardır: mahremiyetin dokunulmazlığı, tecessüsün yasaklanması, sûizannın günah sayılması, insanın bir amaç olup vasıta kılınamayacağı ilkesi. Bu kavramlar bireysel ahlak öğütleri olarak okunduğu sürece etkisiz kalır; ancak kurumsal bir gözetim düzenine yöneltilmiş normatif itirazlar olarak okunduklarında bugünkü tartışmanın tam ortasına düşerler.

Gözetim kapitalizminin insanı bir "veri hammaddesine" indirgeyen tahakkümü karşısında; insan haysiyetini, mahremiyetin kutsallığını ve hakikatin algoritmik manipülasyonlara kurban edilemeyeceğini savunan bir kamusal vicdan inşa etmek, artık ertelenebilir bir sorumluluk değildir.

Faculty of Theology and Religion, Theology, Technology, Surveillance, and the Future of Public Life

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANTONY FLEW'İN YANILMIŞIM TANRI VARMIŞ KİTABININ ÖZETİ-1-

                Flew, bu kitabında çocukluğundan itibaren inanç  bakımından yaşadığı tecrübelere yer vererek kısaca ateizmden teizme geçişini anlatıyor. İçinde doğduğu ailenin  Hıristiyanlığa bağlı olduğunu,  babasının vaizlik yaptığını, ayin ve toplantılara katıldıklarını bununla birlikte kendisinin dini bir feyz ve zevke almadığını ifade ediyor. Kitapta ilk önce ateizmi savunan kendi yazdığı eserlere ve onların  temel görüşleriyle bunlara verilen cevaplara  yer veriyor. Yazar, kısaca okumaları ve çalışmalarının kendisini bilimsel olarak benimsediği (öne sürülen iddianın götürdüğü yere gitmek) ilkeyle tutarlı bir biçimde yaşadığı değişimi samimiyetle anlatıyor. Kitap ayrıca ateizm konusundaki temel yaklaşımlara ana hatları ile yer veriyor. Çocukluk ve gençlik yıllarındaki Hıristiyan temelli inançlardan ateizme evirilişinin ilk adımını kötülük probleminin oluşturduğunu söylüyor. O zamanlar ailes...

Arabeskin Aforizma Şarkıları-1- Haberimiz Yok (Müslüm Gürses)

  Arabeskin Aforizma Şarkıları-1- Haberimiz Yok (Müslüm Gürses) Hayalle yaşarken gerçek dünyada Zamanı içmişiz haberimiz yok Ömürle yüzyüze geldik aynada Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Hayalle yaşarken gerçek dünyada Zamanı içmişiz haberimiz yok Ömürle yüzyüze geldik aynada Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Kötü bir söz gibi düştük dillere Yanlış yol seçmişiz haberimiz yok Ümitle bağlanıp acı günlere Gözyaşı ekmişiz haberimiz yok Gözyaşı ekmişiz haberimiz yok Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Boş yere koşarken hayat yolunda Ne dertler çekmişiz bilenimiz yok Gözlerden dökülen gözyaşlarında Eriyip gitmişiz haberimiz yok "Müslüm Gürses'in harika yorumuyla hayat bulmuş 'Haberimiz Yok', sıradan bir şarkının ötesinde, varoluşsal bir ağıttır adeta. Halit Çelikoğlu'nun kaleminden dökülen sözler ve Yavuz Taner'in bestesi, modern insanın trajedisini ustalıkla resmeder. Bu şarkı, yaşamın hengâmesinde kaybolmuş ruhlara tutulan bir aynadır; her dizesi, harcanmış yılların, inki...

Şerif Mardin’in ‘Din ve İdeoloji’ Eseri Üzerine

     Din ve İdeoloji kitabı, çapı küçük fakat içerik olarak oldukça geniş ve derin olduğu rahatlıkla söylenebilir. Efradını cami ağyarını mani bir ifade ile alanında tam bir başvuru kaynağıdır.      Yazar, ilk önce ideoloji kavramını  iki ayrı kategoride ele alıyor: Sert ideoloji ve yumuşak ideoloji. “Sert” ideolojiyle, sistematik bir şekilde işlenmiş, temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmış, muhtevası kuvvetli bir yapı kastedilirken,  “yumuşak” ideoloji ile de, kitlelerin, çok daha şekilsiz inanç ve bilişsel (cognitive) sistemleri ifade ediliyor. Yazar, ideolojiyi ise kitle toplumunun belirmesiyle beraber önem kazanan inançlar ve idare edilen”lerin arasında yaygın, yönlü, fakat sınırlı, belirsiz fikir kümeleri olarak tanımlıyor. İdeolojiler, siyasi fikir tarihi açısından  uzun zaman, insanların aklını çelen kuraldışı etkenler olarak tanımlanmıştır. [1] Yazar, bilimsellik niteliğinin üç ana...