Ana içeriğe atla

Suretin İkamesi: Yapay Zekâ Çağında İnsan Onuru ve Teolojik Antropoloji

 

Modern çağın teknolojik serüveni, hiçbir dönemde bugün olduğu kadar insanın ontolojik tahtını doğrudan hedef almamıştı. Buharlı makine kasları, hesap makinesi belleği, matbaa hafızayı taklit etti; ama hiçbiri insanın kendisine dair kurduğu tarifin merkezine dokunmadı. Üretken yapay zekâ modellerinin yalnızca mekanik yahut lojistik işlevleri değil; şiiri, duayı, tefekkürü ve ahlaki muhakemeyi de taklit edebilir hale gelmesi, kadim bir soruyu yeniden masanın tam ortasına bıraktı: İnsanı insan kılan hakiki öz nedir?

Geleneksel teolojik antropolojide insan, yalnızca biyolojik bir organizma veya enformasyon işleyen rasyonel bir işlemci değildir. İster İbrahimî geleneklerin "suret" (imago Dei) ve "eşref-i mahlûkat" kavramıyla, ister Doğu mistisizminin evrensel bilinç tasavvurlarıyla ifade edilsin; insan, aşkın olanla irtibat kurabilen, ahlaki sorumluluk taşıyan ve ıstırap çekme kapasitesine sahip bir failliktir. Bu tanımın ayırt edici unsuru zekâ değil, sorumluluktur. Zekâ ölçülebilir bir performanstır; sorumluluk ise ancak acı çekebilen, pişman olabilen, hesap verebilen bir varlığa yüklenebilir.

Bugün karşı karşıya kaldığımız temel tehlike, tam da bu ayrımın bulanıklaşmasıdır: yapay zekânın "düşünme" simülasyonunun, insanın varoluşsal özüyle karıştırılması. Algoritmaların insan duygusunu kusursuzca taklit etmesi, kullanıcıyı yalnızca teknik değil, aynı zamanda epistemolojik ve psikolojik bir yanılsamaya sürüklüyor. Bu yanılsama iki koldan ilerliyor.

Birincisi, iradenin mekanizasyona devri. Bireyler, vicdani muhakeme gerektiren varoluşsal kararları, tarafsız ve hatasız olduğuna inandıkları algoritmik sistemlere devretme eğilimi gösteriyor. Kiminle evleneceğinden hangi işi kabul edeceğine, hangi ahlaki tavrı benimseyeceğinden nasıl dua edeceğine kadar geniş bir alan, "sor bakalım ne diyor" refleksine terk ediliyor. Bu, insanın kendi özgürlüğünden kaçarak teknik bir putperestliğe sığınmasıdır. Klasik ahlak düşüncesinin özneyi kuran unsuru saydığı seçim yükü, bir arayüzün önerisine havale edildiğinde ortadan kalkmaz; yalnızca sahipsizleşir. Yükü taşımayan bir irade, zamanla irade olmaktan çıkar.

İkincisi, sahte tinsellik. Yapay zekâya atfedilen "üst akıl" yanılsaması, aşkın olanla kurulan dikey bağı yatay bir veri alışverişine indirgiyor. Ekranın karşısındaki kullanıcı, kendisini dinleyen, hiç yorulmayan, hiç yargılamayan bir muhatapla karşılaştığında, geleneksel dinî hayatın en zahmetli boyutlarından —bekleme, sükût, cevapsızlık, sabır— muaf tutulmuş bir tinsellik tecrübe ettiğini sanır. Oysa dinî tecrübenin dönüştürücü gücü büyük ölçüde bu zahmetten doğar. Anında cevap veren bir mercii kutsallaştırmak, kutsalı kolaylaştırmak değil, onu tüketilebilir bir hizmete dönüştürmektir.

Bu tespitlerin hiçbiri teknolojiyi reddetmeyi gerektirmez. Aksine, yapay zekâ felsefesi ile din teolojisinin ortak görevi, teknolojiyi dışlamak değil, insanın ikame edilemez manevi ve ahlaki sınırlarını yeniden çizmektir. Bir aletin ne kadar yetenekli olduğu sorusu, o aletin hangi soruların hakemi olabileceği sorusundan farklıdır. Algoritma, insan için üretilmiş bir araç olarak kalmalı; insanın ontolojik değerini belirleyen bir hakem konumuna yükseltilmemelidir. Suret taklit edilebilir; fakat sureti taşımanın getirdiği sorumluluk devredilemez.

Catholic Weekly, Artificial Intelligence, human dignity, and the Catholic Church

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANTONY FLEW'İN YANILMIŞIM TANRI VARMIŞ KİTABININ ÖZETİ-1-

                Flew, bu kitabında çocukluğundan itibaren inanç  bakımından yaşadığı tecrübelere yer vererek kısaca ateizmden teizme geçişini anlatıyor. İçinde doğduğu ailenin  Hıristiyanlığa bağlı olduğunu,  babasının vaizlik yaptığını, ayin ve toplantılara katıldıklarını bununla birlikte kendisinin dini bir feyz ve zevke almadığını ifade ediyor. Kitapta ilk önce ateizmi savunan kendi yazdığı eserlere ve onların  temel görüşleriyle bunlara verilen cevaplara  yer veriyor. Yazar, kısaca okumaları ve çalışmalarının kendisini bilimsel olarak benimsediği (öne sürülen iddianın götürdüğü yere gitmek) ilkeyle tutarlı bir biçimde yaşadığı değişimi samimiyetle anlatıyor. Kitap ayrıca ateizm konusundaki temel yaklaşımlara ana hatları ile yer veriyor. Çocukluk ve gençlik yıllarındaki Hıristiyan temelli inançlardan ateizme evirilişinin ilk adımını kötülük probleminin oluşturduğunu söylüyor. O zamanlar ailes...

Arabeskin Aforizma Şarkıları-1- Haberimiz Yok (Müslüm Gürses)

  Arabeskin Aforizma Şarkıları-1- Haberimiz Yok (Müslüm Gürses) Hayalle yaşarken gerçek dünyada Zamanı içmişiz haberimiz yok Ömürle yüzyüze geldik aynada Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Hayalle yaşarken gerçek dünyada Zamanı içmişiz haberimiz yok Ömürle yüzyüze geldik aynada Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Kötü bir söz gibi düştük dillere Yanlış yol seçmişiz haberimiz yok Ümitle bağlanıp acı günlere Gözyaşı ekmişiz haberimiz yok Gözyaşı ekmişiz haberimiz yok Harcanıp gitmişiz haberimiz yok Boş yere koşarken hayat yolunda Ne dertler çekmişiz bilenimiz yok Gözlerden dökülen gözyaşlarında Eriyip gitmişiz haberimiz yok "Müslüm Gürses'in harika yorumuyla hayat bulmuş 'Haberimiz Yok', sıradan bir şarkının ötesinde, varoluşsal bir ağıttır adeta. Halit Çelikoğlu'nun kaleminden dökülen sözler ve Yavuz Taner'in bestesi, modern insanın trajedisini ustalıkla resmeder. Bu şarkı, yaşamın hengâmesinde kaybolmuş ruhlara tutulan bir aynadır; her dizesi, harcanmış yılların, inki...

Şerif Mardin’in ‘Din ve İdeoloji’ Eseri Üzerine

     Din ve İdeoloji kitabı, çapı küçük fakat içerik olarak oldukça geniş ve derin olduğu rahatlıkla söylenebilir. Efradını cami ağyarını mani bir ifade ile alanında tam bir başvuru kaynağıdır.      Yazar, ilk önce ideoloji kavramını  iki ayrı kategoride ele alıyor: Sert ideoloji ve yumuşak ideoloji. “Sert” ideolojiyle, sistematik bir şekilde işlenmiş, temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmış, muhtevası kuvvetli bir yapı kastedilirken,  “yumuşak” ideoloji ile de, kitlelerin, çok daha şekilsiz inanç ve bilişsel (cognitive) sistemleri ifade ediliyor. Yazar, ideolojiyi ise kitle toplumunun belirmesiyle beraber önem kazanan inançlar ve idare edilen”lerin arasında yaygın, yönlü, fakat sınırlı, belirsiz fikir kümeleri olarak tanımlıyor. İdeolojiler, siyasi fikir tarihi açısından  uzun zaman, insanların aklını çelen kuraldışı etkenler olarak tanımlanmıştır. [1] Yazar, bilimsellik niteliğinin üç ana...