Bilgeliğin Hafifliği: Yükten Hâle, Hâlden Hayata Bir adam düşünelim. Ömrü boyunca kitap toplamış. Evindeki raflar tavana kadar dolu. Dinî eserler, felsefe kitapları, tarih ciltleri, sosyoloji metinleri, şiir kitapları, kişisel gelişim kitapları, akademik yayınlar, eski dergiler, not defterleri, yarım kalmış taslaklar, altı çizilmiş sayfalar… Misafirler eve geldiğinde önce kitaplığa bakıyor, sonra adama dönüp hayranlıkla, “Ne kadar çok okumuşsunuz” diyorlar. Adam bu cümleyi seviyor. Kitaplığının önünde kendini biraz daha değerli hissediyor. Fakat aynı adam, evde çocuğu bir şey sorduğunda sabırsızlanıyor. Eşi bir derdini anlatmak istediğinde “şimdi sırası değil” diyor. Yaşlı annesi aynı hatırayı tekrar ettiğinde yüzünü ekşitiyor. Dışarıda bilgiyle saygınlık kazanıyor; içeride bilgeliğin en basit sınavlarında tökezliyor. Raflar konuşuyor, hayat susuyor. Bir başka sahne düşünelim. Bir üniversite hocası, büyük bir salonda “etik duyarlılık ve insan onuru” üzerine konuşma yapıyor. Cümle...
Din, Toplum, Bilim ve Teknoloji ©Tüm Hakları Saklıdır.