Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İNSANIN EN BÜYÜK SERVETİ BAŞINA GELMEYENLERDİR -5-

  Modern Dünyada Âfiyetin Sosyolojisi Modern insanın en güçlü kelimelerinden biri “daha”dır. Daha fazla para, daha büyük ev, daha iyi araba, daha yüksek makam, daha fazla görünürlük, daha çok takipçi, daha uzun tatil, daha parlak başarı, daha uzun ömür… İçinde yaşadığımız kültür, insanı neredeyse sürekli olarak mevcut hayatının yetersiz olduğuna ikna eder. Bir şeylere sahip olsak bile kısa süre sonra daha fazlasını istemeye başlarız. Aldığımız telefon eskir, ev küçülür, maaş yetersiz görünür, başarı sıradanlaşır, elde ettiğimiz mevki birkaç ay sonra yeni bir hedefin basamağı hâline gelir. Bu nedenle modern insanın hayatında “sahip olmak” hiç bitmeyen bir harekete dönüşür. Fakat yüzyıllardır dilimizde yaşayan eski bir kelime, bu hızın karşısına çok daha sakin ve çok daha derin bir soru çıkarır: Sahip olduğun şeyler seni gerçekten selamette tutuyor mu? İşte bu sorunun adı bir bakıma âfiyettir. Âfiyet bize “Ne kadar çok şeye sahipsin?” diye sormaz. Daha çok, “Sahip olduklarınla ne hâl...

ÂFİYET SESSİZ BİR NİMETTİR-4-

İnsan Neden Sahip Olduğunu Kaybedince Fark Eder? İnsanın hayatında öyle nimetler vardır ki varlıkları neredeyse hiç ses çıkarmaz, fakat yoklukları bütün dünyayı susturur. Nefes almak bunlardan biridir. Sabah gözümüzü açtığımızda ilk işimiz “Bugün yine rahat nefes alabiliyorum” diye sevinmek değildir. Kalbimizin gece boyunca çalışmış olmasını kutlamayız. Böbreklerimizin görevini yerine getirdiği, midemizin yediğimiz yemeği sindirdiği, bacaklarımızın bizi yataktan kaldırıp mutfağa taşıdığı, gözümüzün gördüğü veya kulağımızın duyduğu için her sabah özel bir tören düzenlemeyiz. Bütün bunları hayatın doğal düzeni sayarız. Fakat nefes birkaç saniye daraldığında hava, dünyadaki en kıymetli şeye dönüşür; diş ağrısı başladığında insan bütün servetini unutup yalnız ağrının dinmesini ister; birkaç gece uyuyamadığında güzel bir uykunun ne büyük nimet olduğunu keşfeder. İşte âfiyetin en belirgin özelliklerinden biri budur: Âfiyet çoğu zaman sessizdir. Bela ise gürültülüdür. Belanın gelişini hemen f...

PEYGAMBER EFENDİMİZ NEDEN ISRARLA ÂFİYET İSTİYORDU? -3-

 ? Belayı İstemeyen, İmtihan Gelince Kaçmayan Bir Dua Ahlâkı İnsan Allah’tan ne istemelidir? Bu soru ilk bakışta kolay görünür. Hastaysanız şifa istersiniz; borçluysanız ödeme kolaylığı, işsizseniz iş, çocuğunuz varsa onun iyiliğini, sıkıntınız varsa ferahlık istersiniz. İnsan duasına çoğu zaman o gün canını en fazla acıtan şeyi taşır. Fakat Hz. Peygamber’in dualarına dikkatle baktığımızda, gündelik ihtiyaçların ötesinde ısrarla tekrar edilen çok daha kuşatıcı bir kelimeyle karşılaşırız: âfiyet. Üstelik âfiyet yalnız hastanın istemesi gereken bir nimet olarak sunulmaz; sağlıklı insanın da, güçlü insanın da, savaş meydanına gidecek insanın da, sabah evinden çıkacak insanın da, akşam yatağına girecek insanın da Allah’tan istemesi gereken büyük bir nimet olarak karşımıza çıkar. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Âfiyet” maddesinde de hadisler açısından kavramın yalnız vücut sağlığıyla sınırlanmadığı, “sıhhat ve selâmette olma, musibet, belâ ve felâketten uzak kalma” anlamını taşıdığı ve Hz....

“AF” İLE “ÂFİYET” AKRABA MI?-2-

  “AF” İLE “ÂFİYET” AKRABA MI? Bir Kelimenin Kökünden İnsan Hayatının En Büyük İki İhtiyacına Bir önceki yazıda “Allah sağlık ve âfiyet versin” derken aslında neden aynı şeyi iki kez söylemediğimizi, âfiyetin yalnızca beden sağlığını değil insanın daha geniş anlamda selametini, huzurunu ve kötülüklerden korunmasını içine alan büyük bir kelime olduğunu konuşmuştuk. Fakat âfiyet kelimesinin içine biraz daha yakından baktığımızda bundan da şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Günlük Türkçede birbirinden oldukça uzakmış gibi duran iki kelime, “af” ile “âfiyet” , aslında aynı dil ailesinin, hatta aynı Arapça kökün çevresinde şekillenmiş kelimelerdir. Bir tarafta suçun, günahın veya kusurun bağışlanmasını anlatan “af”; diğer tarafta sağlık, esenlik ve korunmuşluğu ifade eden “âfiyet” vardır. İlk bakışta insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bağışlanmakla sağlıklı ve selamette olmak arasında nasıl bir dil ilişkisi olabilir? Bir kelime günaha, diğeri hastalığa bakarken bunlar nas...